Table of Contents
İçindekiler
Ne Oldu?

Küresel piyasalar, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2023’ten bu yana ilk kez faiz artırdığı ve yıl sonuna kadar ek bir artış öngördüğü kararının ardından sert bir yeniden fiyatlanma sürecine girdi. Fed Başkanı Kevin Warsh’ın enflasyon risklerinin yukarı yönlü olduğunu vurgulaması, piyasalarda “daha uzun süre daha yüksek faiz” beklentisini güçlendirdi. Bu makroekonomik şokun yanı sıra, küresel tedarik zincirlerini ve maliyetleri doğrudan etkileyen jeopolitik gelişmeler enflasyonist baskıları derinleştirdi. Orta Doğu’daki çatışmaların Kızıldeniz güzergahındaki ticareti aksamasına neden olması, enerji maliyetlerini artırırken; ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahaleleri de benzer şekilde küresel petrol arzını kısıtlayarak enflasyonist bir döngüyü tetikledi. Bu iki gelişme, Fed’in sıkı para politikasıyle mücadele ettiği ortamda fiyat istikrarını daha da zorlaştıran bir ikilem yaratıyor.

Teknoloji sektöründe ise yapay zeka yatırımlarının sürdürülebilirliği tartışmaları sürüyor. Amazon CEO’su Andy Jassy’nin Nvidia’ya yönelik rekabet risklerine dair açıklamaları ve genel olarak AI balonu endişeleri, teknoloji hisselerinde volatiliteyi artırırken; Çin’in nadir toprak elementleri konusundaki hamlesi (Shenghe Resources alım görüşmeleri) tedarik güvenliği kaygılarını gündemde tutuyor. Bu gelişmeler, enflasyonla mücadele eden merkez bankalarının faiz politikalarıyla çelişen bir teknoloji rallisinin sınırlarını sorgulatıyor.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Piyasalar şu anda “stagflasyon” riskine karşı hassas bir şekilde fiyatlanma yapıyor. Fed’in enflasyonu düşürmek için faizleri yükseltmesi, ekonomik büyümeyi yavaşlatırken; jeopolitik çatışmaların (Orta Doğu ve İran) enerji ve gıda fiyatlarını yukarı itmesi, tıpkı 1970’lerdeki gibi hem yüksek enflasyonun hem de düşük büyümenin eş zamanlı yaşanma riskini artırıyor. ABD 10 yıllık Hazine tahvili getirilerinin 2007’den bu yana zirve seviyelere çıkması, yatırımcıların uzun vadeli borçlanma maliyetlerindeki kalıcı yükselışı fiyatladığını gösteriyor. Bu durum, özellikle faize duyarlı varlık sınıflarında (hisse senedi, gayrimenkul) baskı yaratıyor.
Ayrıca, küresel gıda ve gübre fiyatlarının yaklaşık 4 yılın zirvesinde seyretmesi, gelişmekte olan ülkelerdeki cari açık risklerini artırarak para birimlerine karşı negatif bir etki oluşturuyor. Jeopolitik risklerin (ABD-Çin gerilimi, İran müdahalesi) artması, güvenli liman arayışını güçlendirirken; kripto paralar gibi spekülatif varlıklarda (EOS’taki değer kaybı örneğinde görüldüğü üzere) likidite çekilmesi gözleniyor. Piyasa, Fed’in enflasyonla mücadelesinde taviz vermeyeceği senaryosuna göre pozisyon alıyor; bu da doların güçlenmesine ve gelişmekte olan piyasa varlıklarına karşı baskıya yol açıyor.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye için bu tablo, dış finansman ihtiyacı yüksek bir ekonomi olarak kritik riskler taşıyor. Fed’in faizleri yükseltmesi ve ABD tahvil getirilerinin artması, sermaye çıkışlarını teşvik ederek Türk Lirası üzerinde değer kaybı baskısı oluşturuyor. Özellikle küresel gıda fiyatlarının yükseği Türkiye gibi net gıda ithalatçısı ülkeler için enflasyonun yapısını bozucu bir etki yaratıyor. Enerji maliyetlerindeki artış ise cari açığı genişletme riskini artırarak, TCMB’nin para politikası konumunu zorluyor.
Borsa İstanbul (BIST) açısından, küresel risk iştahının azalması ve doların güçlenmesi, ihracatçılar için kısa vadeli gelir artışı sağlasa da; ham madde ithalat maliyetlerindeki artış marjları eritiyor. Teknoloji ve büyüme hisseleri, ABD’deki faiz ortamı nedeniyle daha düşük değerleme çarpanlarıyla karşı karşıya kalabilir. Ayrıca, jeopolitik risklerin (İran müdahalesi) enerji fiyatlarını yukarı itmesi, Türkiye’nin enerji güvenliği ve bütçe dengesi açısından dikkatle izlenmesi gereken bir faktör. Yatırımcılar, dış şoklara karşı daha temkinli davranarak döviz kuru hareketlerini ve küresel faiz trendlerini öncelikli belirleyici olarak görüyor.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana senaryoda Fed’in sıkı politikası devam ederken jeopolitik enflasyon baskısı sürerse, piyasalarda yüksek volatilite ve risk iştahının azalması beklenir. Karşı senaryo ise, ABD-Çin zirvesinde (Trump-Xi görüşmesi) beklenmedik bir ticaret anlaşması veya İran müdahalesinin sınırlı kalıp petrol arzında ani bir toparlanma olmasıdır. Bu durumda küresel enflasyon beklentileri düşebilir ve Fed’in sıkı politikasına olan ihtiyaç azalır; bu da riskli varlıkların (hisse, gelişmekte olan piyasa para birimleri) lehine bir dönüşü tetikler. Ancak şu anki kanıtlar, jeopolitik gerilimlerin tırmanmaya devam ettiğini ve enflasyonun yapışkan hale geldiğini gösteriyor; bu da karşı senaryonun gerçekleşme olasılığını düşük kılıyor.
Finansyum Sonucu
Piyasalar, Fed’in enflasyonla mücadelesindeki kararlılığı ile jeopolitik çatışmaların yarattığı tedarik şokları arasında sıkışmış durumda. Bu ikilem, küresel faizlerin yüksek seyretmesini ve gelişmekte olan piyasalara karşı dolar baskısını sürdürmesini gerektiriyor. Türkiye için bu ortam, cari açık ve enflasyon risklerini artırarak para birimi üzerinde değer kaybı baskısı yaratıyor. Yatırımcılar, jeopolitik gelişmelerin (Orta Doğu, İran) enerji fiyatları üzerindeki etkisini ve Fed’in faiz yolculuğunu yakından takip etmeli; kısa vadeli volatiliteye hazırlıklı olmalıdır.