İçindekiler
Ne Oldu?

Küresel piyasalarda hakim olan ana akış, ABD ekonomisindeki yavaşlama sinyallerinin merkez bankasının sıkılaştırma politikalarını nasıl yeniden tanımladığı üzerine kuruludur. Eylül ayı tarım dışı istihdam verisinin beklentilerin altında kalması ve işsizlik oranının yükselmesi gibi makroekonomik göstergeler, piyasalarda “kötü haberin iyi haber” olarak algılanmasına neden olmuştur. İş gücündeki soğuma, Fed‘in faiz artırımı baskısını azaltırken, yatırımcıların risk iştahını yeniden canlandırmıştır. Bu bağlamda Avrupa hisse senetleri, önceden yaşanan tahvil satışlarının ardından toparlanma göstermiş ve ABD’de beklenen sıkılaştırma beklentilerinin gevşediği yönünde sinyaller vermiştir.

Bu makro ortamın merkezinde Fed yetkililerinden gelen karışık ama dengeli mesajlar yer almaktadır. Özellikle Fed yöneticisi Goolsbee’nin hem faiz artırımı hem de duraklama seçeneklerinin masada olduğunu belirtmesi, piyasaya belirsizlik taşımakla birlikte bir taban oluşturmuştur. Bu durum, politika yapıcının veriye duyarlılığını koruduğunu ancak mevcut ekonomik yavaşlamayı da göz ardı etmeyeceğini göstermektedir. Enerji piyasalarında ise G7’nin stratejik petrol rezervlerinden 100 milyon varil benzin ve ham petrol salımı gibi arz şoku yaratacak adımlar, fiyat baskısını hafifletirken tahvil piyasasında geçici bir ralliye yol açmıştır. Ancak bu toparlanmanın kalıcılığı konusunda temkinli olunması gerektiği belirtilmektedir.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Piyasalar şu anda “Fed’in ne zaman duracağı” ve “ne kadar uzun süre yüksek faizde kalacağı” ikilemini fiyatlamaktadır. İşsizlik verisindeki yükseliş, emek piyasasının esnekliğini yitirdiğine dair işaretler vererek Fed’in agresif sıkılaştırma politikasını sürdürmesinin ekonomik maliyetini artırmaktadır. Yatırımcılar, bu nedenle faiz artırımı ihtimalinin azaldığını ve belirsizliğin devam ettiğini varsayarak hisse senedi piyasalarına giriş yapmaktadır. Ancak tahvil piyasasındaki satış baskısı, uzun vadeli enflasyon beklentilerinin hala kontrol altında olmadığını veya reel getiri taleplerinin yüksek olduğunu göstermektedir.
Enerji sektöründe ise arz tarafındaki müdahaleler (G7 rezervleri) ile talep tarafındaki yavaşlama sinyalleri arasında bir gerilim yaşanmaktadır. Sondaj kulelerinde düşüş, gelecekteki arzın daralabileceğine dair işaret verse de, mevcut yüksek stoklar ve alternatif tedbirler fiyatları baskılamaktadır. Bu durum, emtia piyasalarında volatilitenin devam edeceğini ancak yönünün kısa vadede aşağıya doğru olacağını göstermektedir. Küresel likidite akışında, risk iştahının artmasıyla birlikte gelişmekte olan pazarlara ve döviz çiftlerine yönelik talepte artış beklenirken, ABD doları endeksinde zayıflama eğilimi gözlemlenmektedir.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye piyasaları için bu küresel gelişmeler doğrudan bir kur veya faiz şoku yaratmamakla birlikte, dolaylı yollardan önemli etkiler taşımaktadır. ABD’deki istihdam verisindeki zayıflama ve Fed’in sıkılaştırma beklentisinin gevşemesi, dolar endeksinde (DXY) baskı oluşturarak gelişmekte olan para birimleri lehine hareket etme potansiyeli doğurur. Bu durum, Türkiye’deki cari açık finansman ihtiyacını karşılamada dış kaynak akışının devam etmesi açısından olumlu bir zemin hazırlar. Ancak Fed’in “hem artırım hem duraklama” mesajındaki belirsizlik, küresel risk algısını anlık olarak bozabilir ve kısa vadeli sermaye çıkışlarına yol açabilir.
Borsa İstanbul (BIST) için Avrupa’daki toparlanma sinyali, dış yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisini yeniden canlandırabilir. Özellikle ihracatçı şirketler, küresel talep yavaşlaması endişelerine rağmen döviz kurlarındaki istikrar veya hafif güçlenme ile karlılık beklentilerini koruyabilmektedir. Enerji sektöründe ise G7’nin rezerv salımı ve ABD’deki sondaj düşüşü, ham petrol fiyatlarını baskılayarak Türkiye’nin enerji ithalat maliyetlerini dolaylı olarak kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir. Bu da enflasyon beklentilerini yönetmede TCMB için bir avantaj sağlayabilir. Ancak küresel risk iştahındaki ani geri çekilmeler durumunda, BIST’deki yabancı yatırımcı ağırlıklı hisselerde satış baskısı görülebilir.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana senaryoda Fed’in verileri takip ederek yumuşak bir iniş gerçekleştirdiği ve küresel piyasaların istikrar sağladığı varsayılır. Ancak karşı senaryo olarak, ABD’deki işsizlik verisindeki artışın geçici değil yapısal bir yavaşlamanın habercisi olduğu görüşünün güçlenmesi yer alır. Bu durumda Fed’in beklediğinden daha erken ve agresif şekilde faiz indirimine gitme ihtimali artar. Bu senaryoda dolar endeksi hızla değer kaybeder, ancak küresel büyüme korkuları hisse senetlerinde sert düşüşlere neden olur. Tahvil piyasasında ise uzun vadeli tahvillerde fiyat yükselişi (getiri düşüşü) devam ederken, kısa vadeli enstrümanlarda volatilite artar.
Diğer bir risk faktörü olarak, enerji piyasalarında arz şoklarının geçiciliği ve jeopolitik gerilimlerin (örneğin Ukrayna’daki gelişmelerin lojistik tedarik zincirlerine etkisi) yeniden fiyatlanması sayılabilir. Eğer G7’nin rezerv salımı talebi karşılayamazsa veya jeopolitik riskler artarsa, enerji fiyatları tekrar yükselerek küresel enflasyonu tetikleyebilir. Bu durumda Fed’in sıkılaştırma politikasına geri dönme ihtimali doğar ve piyasalarda sert bir düzeltme yaşanır. Türkiye açısından bu senaryo, döviz kurlarında dalgalanmaya ve ithalat maliyetlerinin artmasına yol açarak enflasyon baskısını yeniden gündeme getirebilir.
Finansyum Sonucu
Piyasalar şu anda ABD ekonomisindeki “yumuşak iniş” umudu ile “durgunluk korkusu” arasında sıkışmış durumdadır. Fed’in Goolsbee üzerinden gönderdiği karışık mesajlar, politika belirsizliğini korurken işsizlik verilerindeki zayıflama piyasalara nefes aldırıyor. Türkiye için bu ortam, dış finansman maliyetlerini düşürme potansiyeli taşısa da jeopolitik ve küresel risk algısındaki ani değişimlere karşı temkinli olunması gerekir. Yatırımcıların kısa vadede Fed’in sonraki toplantısına yönelik verileri takip etmesi ve enerji fiyatlarındaki arz-talep dengesini izlemesi önemlidir. Küresel likidite akışının gelişmekte olan pazarlara yönelimi devam ettiği sürece BIST’deki dışa açık şirketler için fırsatlar mevcutken, küresel risk iştahındaki geri çekilmeler durumunda portföy yönetimi kritik hale gelmektedir.