İçindekiler
Ne Oldu?

ABD: Piyasalar, yerel düzenleyici otoritelerdeki yargısal gelişmeler ile küresel jeopolitik takvimin kritik bir dönüm noktasına yaklaşması arasında sıkışmış durumda. Yerel ölçekte, Sermaye Piyasası Kurulu‘nun (SPK) eski Başkanı İbrahim Ömer Gönül hakkında soruşturma izni talebi, finansal düzenlemelerin ve piyasa denetiminin hukuki sınırlarına dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gönül’ün görev süresi dolmasının ardından “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla soruşturma yürütülebilmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığı‘ndan izin istedi. Bu gelişme, SPK’nın geçmişteki denetim süreçlerinin ve özellikle hisse senedi manipülasyonu iddialarına yönelik yaklaşımlarının hukuki sorgulanması anlamına geliyor. Başsavcılığın, Gönül’ün mevzuattan kaynaklanan inceleme ve denetim görevlerini yerine getirmediğine dair “açık ve yeterli emareler” bulunduğunu belirtmesi, kurumsal hafızadaki bu dönemin yeniden değerlendirildiğini gösteriyor.

Küresel ölçekte ise ABD’de 3 Kasım 2026 tarihinde gerçekleştirilecek ara seçimleri öncesi küresel beklentiler ağırlık kazanıyor. Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, Donald Trump’ın “topal ördek” dönemi olup olmayacağına dair spekülasyonlar ve bunun küresel ekonomiye yansımaları tartışılıyor. ABD yasalarına göre her dört yılda bir yapılan başkanlık seçimlerinin tam ortasına denk gelen bu ara seçimler, sadece iç siyaseti değil, dünya genelindeki ekonomik politika beklentilerini de şekillendiriyor. Kasım ayına doğru ilerlenirken, yatırımcılar küresel likidite akışları ve ABD’nin dış politikadaki tutarlılığı konusunda dikkatli bir izleme modunda bulunuyor.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Yerel piyasa aktörleri, SPK eski yöneticisine yönelik yargı sürecinin finansal piyasaların denetim mekanizmalarına olan güveni nasıl etkileyeceğini fiyatlamaya çalışıyor. Gönül’ün daha önce yaptığı açıklamalarda, bir hissedeki hızlı yükselişin tek başına manipülasyon olarak değerlendirilemeyeceği yönündeki görüşleri ve şimdi soruşturma izni talebiyle karşı karşıya kalması, piyasa denetiminin esnekliği ile hukuki sorumluluk arasındaki çizginin yeniden belirlenmesi anlamına geliyor. Bu durum, özellikle fon yöneticileri ve büyük yatırımcılar için regülasyon riskinin nasıl tanımlandığına dair bir referans noktası oluşturuyor. Piyasalar, bu sürecin sonucunun gelecekteki piyasa denetimlerinin sertliğini veya yumuşaklığını belirleyip belirlemeyeceğini izliyor.
Küresel bağlamda ise ABD ara seçimleri öncesi belirsizlik, risk iştahını sınırlayan bir faktör olarak işlev görüyor. Yatırımcılar, seçimin sonuçlarının ABD’nin fiskal politikaları ve küresel ticaret dengeleri üzerindeki etkisini anlamaya çalışıyor. Özellikle “topal ördek” tartışmaları, yasama sürecinin hızının değişebileceği beklentisiyle birlikte, uzun vadeli yatırım kararlarında bir mola veya temkinli duruş yaratıyor. Bu jeopolitik bekleyiş, küresel sermaye akışlarının yönünü belirlemede önemli bir rol oynuyor ve gelişmekte olan piyasalara yönelik risk algısını doğrudan etkiliyor.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye için bu iki gelişmenin kesişimi, yerel piyasa dinamiklerinde karmaşık bir tablo oluşturuyor. SPK eski başkanına yönelik soruşturma izni talebi, Borsa İstanbul‘da kurumsal yönetişim algısını etkileyebilecek potansiyele sahip. Eğer süreç, geçmişteki denetim uygulamalarının hukuki dayanaklarının yeniden tartışılmasına yol açarsa, bu durum piyasa katılımcıları arasında regülasyon riski algısında dalgalanmalara neden olabilir. Özellikle fon sektörü ve büyük sermaye sahipleri, SPK’nın gelecekteki müdahalelerinin kapsamını ve sıklığını belirlemek için bu hukuki sürecin seyir halini yakından takip ediyor. Bu bağlamda, piyasa denetiminin şeffaflığı ile yargısal süreçlerin sonucu arasındaki ilişki, BIST‘teki kurumsal hisselerin değerlemesinde dolaylı bir etken olarak karşımıza çıkıyor.
Küresel beklentiler açısından ise ABD ara seçimleri öncesi belirsizlik, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar için likidite akışında dalgalanmalara yol açabilir. Küresel yatırımcılar, ABD’deki siyasi dengelerin değişmesi durumunda sermaye çıkışı riskini göz önünde bulundurarak pozisyonlarını yeniden düzenleyebilir. Bu durum, Türk Lirası’nın kur dinamikleri ve BIST’teki yabancı yatırımcı hareketleri üzerinde baskı unsuru olabilir. Özellikle seçim öncesi dönemde küresel risk iştahının daralması, yerel piyasalarda volatiliteyi artırıcı bir etken olarak işlev görebilir. Ancak, Türkiye’nin kendi iç dinamikleri ve para politikası kararları da bu küresel etkileri yumuşatma veya şiddetlendirme potansiyeline sahip.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana senaryoda, SPK eski başkanına yönelik soruşturma sürecinin uzun sürmesi ve net bir sonuç alamaması durumunda, piyasa denetimine olan güvenin kademeli olarak stabilizasyon göstermesi bekleniyor. Bu durumda, yerel piyasalarda regülasyon riski algısı azalabilir ve yatırımcılar daha fazla odaklanarak temel verilere yönelme eğilimi gösterebilir. Küresel ölçekte ise ABD ara seçimlerinin beklentilerin üzerinde veya altında sonuçlanması durumunda, küresel sermaye akışlarında geçici dalgalanmalar yaşanabilir ancak uzun vadeli trendler bozulmayabilir.
Karşı senaryo olarak, soruşturma sürecinin beklenenden daha hızlı ilerlemesi ve SPK’nın geçmiş uygulamalarının hukuki açıdan ciddi şekilde sorgulanması durumunda, yerel piyasalarda regülasyon şoku riski doğabilir. Bu durum, özellikle fon sektöründe güven kaybına ve sermaye çıkışlarına yol açabilir. Küresel ölçekte ise ABD seçimleri öncesi artan siyasi kutuplaşma ve belirsizlik, küresel likidite sıkılaşmasına neden olabilir. Bu senaryoda, gelişmekte olan piyasalara yönelik risk algısı ciddi şekilde yükselir ve Türkiye gibi dış finansmana bağımlılık gösteren ekonomilerde kur baskıları artabilir.
Finansyum Sonucu
Piyasalar şu anda yerel regülasyon sorgulamaları ile küresel jeopolitik beklentilerin kesişim noktasında hareket ediyor. SPK eski başkanına yönelik yargı süreci, finansal piyasaların denetim mekanizmalarının hukuki sınırlarını yeniden tanımlama potansiyeli taşıyor ve bu durum yerel yatırımcılar için regülasyon riskinin nasıl fiyatlandığına dair önemli bir referans oluşturuyor. Aynı zamanda ABD ara seçimleri öncesi küresel belirsizlik, likidite akışlarını etkileyerek gelişmekte olan piyasalar üzerinde dolaylı baskı unsuru olarak işlev görüyor. Yatırımcılar için kritik olan nokta, bu iki farklı dinamiğin nasıl bir denge kuracağı ve yerel piyasa aktörlerinin küresel şoklara karşı ne kadar dirençli olabileceği. Bu süreçte, hem yerel regülasyon gelişmelerinin hukuki sonuçlarını hem de küresel likidite akışlarının yönünü yakından izlemek, doğru pozisyon alma açısından hayati önem taşıyor.