Hisse, fon veya piyasa aracı ara

Finansyum’da BIST hisseleri, TEFAS fonları ve analiz içeriklerine hızlıca ulaşın.

Küresel Risk İştahı

Foreks Analizi: Kur, Faiz ve Küresel Risk İştahı – 29.10.2026

Küresel Risk İştahı

Döviz Piyasası Görünümü

Küresel Risk İştahı Finansyum

Küresel döviz piyasalarında 29 Ekim 2026 Perşembe günü yaşanan hareketler, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz kararının ardından gelen belirsizlik ortamında şekillendi. Federal Rezerv Sistemi, politika faizini yüzde 3,75-4,00 aralığında sabit tutma kararı alırken, ekonomik büyüme değerlendirmesini “güçlü bir hızla genişlediği” şeklinde güncelledi. Bu kararın ardından ABD dolar endeksi marjinal olarak 102,17 seviyesine geriledi ve iki haftalık zirveden geri çekilme eğilimine girdi. Dolarin bu hareketi, Fed Başkanı Kevin Warsh’ın basın toplantısında enflasyonun yüzde 2 hedefine döneceğine dair güven ifadesiyle desteklenirken, yatırımcıların gelecek faiz adımlarına yönelik spekülasyonlarını sınırlamasıyla birlikte gerçekleşti.

Asya piyasalarında para birimleri karışık seyretti. Euro ve sterlin dolar karşısında çok az değişim kaydetti. USD/JPY paritesi yüzde 0,1 düşüşle 157,76 seviyesine gerilerken, yen dolara karşı hafif güçlendi. Avustralya doları 0,7055 dolar, Yeni Zelanda doları ise 0,5622 dolar seviyesinden işlem gördü. Bu hareketler, küresel likidite akışının ve merkez bankası beklentilerinin döviz kurlarındaki kısa vadeli dalgalanmalardaki belirleyici rolünü ortaya koyuyor.

Teknoloji sektöründeki gelişmeler de piyasa psikolojisini etkiledi. Alphabet’ın çeyrek sonuçlarının beklenanın altında gelmesi ve negatif nakit akışı göstermesi, şirketin pazar değerinde 396 milyar dolarlık bir erimeye neden oldu. Bu durum, Nasdaq vadeli işlemlerinin yüzde 1’in üzerinde düşüşüne katkıda bulunurken, Microsoft’un güçlü serbest nakit akışı ise sektör içindeki farklılaşmayı vurguladı. Teknoloji hisselerindeki bu volatilite, risk iştahını etkileyerek doların güvenli liman statüsündeki konumunu geçici olarak destekleyebilir veya zayıflatabilir; ancak şu an için dolar endeksindeki düşüş, Fed’in duruşu sonrası gelen bir düzeltme olarak değerlendiriliyor.

Faiz ve Merkez Bankası Dinamikleri

Fed’in faiz kararının yanı sıra diğer büyük merkez bankalarının da politika adımları döviz piyasalarında önemli dinamikler yaratıyor. Hong Kong Para Otoritesi (HKMA), ABD’deki gelişmelerle paralel olarak temel faiz oranını yüzde 4,25’ten sabit tuttu. Hong Kong dolarının ABD dolarına sabitlenmiş olması nedeniyle HKMA’nın bu kararı bekleniyordu; ancak otorite, ABD faiz oranı değişikliklerinin önemli belirsizlikler taşıdığını ve enflasyon ile işgücü piyasası koşullarının gelecekteki kararları etkileyebileceğini belirtti. Bu durum, Hong Kong dolarının 7,8452 seviyesinde işlem görmesine rağmen, bankalararası faizlerdeki değişimlerin devam edebileceği sinyallerini veriyor.

Güney Kore’de ise wonun son hareketleri endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Kore Merkez Bankası (BOK) yönetim kurulu üyesi Hwang Kunil, wonun değer kazanma hızının ve oynaklığının mutlak seviyeden daha önemli olduğunu vurguladı. Won, üçüncü çeyrekte ABD doları karşısında yüzde 13 değer kazandı; bu artış, 1998 yılının dördüncü çeyreğinden bu yana kaydedilen en güçlü çeyreklik büyüme oldu. Hwang Kunil, bu kazanımın küresel yapay zeka patlamasına bağlı dolar girişlerine ve SK Hynix ile Samsung Electronics gibi şirketlerin bellek çiplerine artan talebe bağladığını belirtti. Ancak değerlemenin hızının beklenenden yüksek olması, ihracat rekabetçiliği açısından risk oluşturuyor.

Hindistan Merkez Bankası (RBI) ise rupinin üzerindeki baskıyı sınırlamak için döviz piyasasına müdahale etti. Devlet owned bankalar aracılığıyla dolar satışı yapan RBI’nin bu hareketi, USDINR paritesinin yüzde 0,14 yükselerek 95,358 INR seviyesine ulaşmasını engellemeye yönelikti. Paritenin ayın başlarında 97 INR’ye yaklaştığı düşünülürse, RBI’nin müdahalesi kur istikrarını korumaya yönelik sınırlı bir çaba olarak değerlendiriliyor. Tüccarlar tarafından “ılımlı” nitelendirilen bu girişim, rupinin değer kaybının hızını kesmek için yeterli olmayabilir.

Ana Pariteler ve TL

Türkiye’de yatırımcılar için en önemli parite olan USD/TRY’nin mevcut seviyesi doğrudan kanıt paketinde yer almasa da, küresel doların seyri ve bölgesel merkez bankalarının tutumları dolaylı yoldan etkileyecektir. Fed’in faizleri sabit tutması ve ekonomik büyüme beklentisini yukarı çekmesi, doların temelini güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor. Ancak enflasyon verilerindeki belirsizlikler ve gelecek ara seçimlere yönelik politik riskler, dolar endeksindeki yükseliş potansiyelini sınırlıyor.

Bölgesel olarak Güney Kore wonundaki hızlı değer kazanımı, Hindistan rupisindeki baskı ve Hong Kong dolarındaki sabit tutuş, gelişmekte olan piyasa para birimleri için farklı senaryoları işaret ediyor. Wonun yapay zeka sektöründeki ihracat artışıyla birlikte değerlenmesi, benzer şekilde teknoloji odaklı ihracat yapan ekonomilerde de kur istikrarına yönelik baskıları artırabilir. Türkiye’nin döviz kurları üzerindeki etkisi ise daha çok küresel risk iştahı ve ABD faiz beklentileri üzerinden şekillenecektir.

Bitcoin gibi kripto varlıkların da dolar endeksiyle olan ilişkisi dikkatle takip edilmeli. Fed kararının ardından 81 bin doları aşan Bitcoin, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve enflasyon endişeleri nedeniyle 80 bin 440 dolara geriledi. Bu hareket, riskli varlıklarda likidite sıkışıklığına işaret ediyor olabilir. Doların güçlenmesi veya zayıflaması, kripto para piyasalarındaki volatiliteyi doğrudan etkileyen faktörler arasında yer alıyor.

Risk Senaryoları

Piyasalardaki belirsizliklerin ana kaynağı, Fed’in gelecek faiz adımlarına dair net bir sinyal vermemesidir. Politika yapıcılar enflasyon konusunda daha fazla kanıt beklerken, bir sonraki toplantı ABD ara seçimlerinden sonra yapılacak. Bu durum, yatırımcıların 2027 yılındaki olası faiz artışlarına yönelik bahislerini sınırlamasına neden oldu. Ancak Fed Başkanı Kevin Warsh’ın enflasyonun yüzde 2 hedefine döneceğine dair güven ifadesi ile ekonomik büyümenin güçlü seyrettiği yönündeki değerlendirmesi, piyasalarda karışık sinyaller yaratıyor.

Diğer bir risk faktörü, küresel enflasyondaki yapısal sorunlardır. Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve tedarik zinciri bozuklukları, merkez bankalarının politika belirleme sürecini zorlaştırıyor. Altın fiyatlarının 4.000 doların altına düşmesi ve petrol kaynaklı enflasyon endişelerinin Fed’i temkinli tutması, reel faizlerin pozitif olup olmadığına dair tartışmaları devam ettiriyor. Nominal tahvil faizi tek başına reel faizin pozitif olduğunu göstermez; bu nedenle enflasyon ölçüsü veya beklentisi ve karşılaştırılabilir vade gereklidir.

Bölgesel olarak, Güney Kore’deki wonun hızlı değer kazanımı, ihracatçı şirketlerin karlılığını baskılayabilir. Hyundai Motor’un üçüncü çeyrek faaliyet karının beklentilerin üzerinde gelmesi ve hisselerinin yüzde 3,7 yükselmesi olumlu görünse de, yönetim tarafından 2026 tam yıl faaliyet kar marjı hedefinin düşürülmesi (önceki yüzde 6,3-7,3 rehberliğinden) kur etkilerinin şirket performansını nasıl şekillendireceğine dair belirsizlikleri artırıyor. Gelirlerin yıllık bazda yüzde 3,4 düşmesi ve ana şirket hissedarlarına atfedilebilir net karın keskin bir şekilde azalması, döviz kuru hareketlerinin şirket finansmanları üzerindeki etkisini vurguluyor.

Finansyum Değerlendirmesi

Küresel döviz piyasalarında Fed’in faiz kararının ardından gelen belirsizlik ortamı, yatırımcılar için dikkatli bir yaklaşım gerektiriyor. Dolar endeksindeki marjinal düşüşler ve Asya para birimlerindeki karışık seyir, küresel likidite akışının merkez bankası politikalarına duyarlılığını gösteriyor. Hong Kong’un ABD faizlerini takip etmesi, Güney Kore’nin yapay zeka sektöründeki ihracat artışıyla wonunda değer kazanması ve Hindistan’ın rupi baskısını sınırlamak için müdahale etmesi, bölgesel farklılıkları ortaya koyuyor.

Teknoloji sektöründeki volatilite ve kripto para piyasalarındaki düzeltmeler, risk iştahının hala kırılgan olduğunu gösteriyor. Fed’in enflasyon verilerini beklemesi ve ara seçimlere yönelik politik belirsizlikler, doların gelecekteki seyri üzerinde etkili olmaya devam edecek. Yatırımcılar için öncelikli konu, ABD’nin PCE (Tüketici Harcamaları Fiyat Endeksi) verilerinin enflasyon beklentilerini nasıl şekillendireceği ve bu verilerin Fed’in gelecek toplantılardaki kararlarını nasıl etkileyeceğidir.

Bölgesel olarak, wonun hızlı değer kazanımı gibi gelişmekte olan piyasa para birimlerinde yaşanan dalgalanmalar, ihracat odaklı ekonomiler için risk oluşturabilir. Türkiye’de yatırımcılar, küresel doların seyri ve bölgesel merkez bankalarının tutumları ışığında döviz kurlarındaki hareketleri takip etmelidir. Ancak bu analiz, yatırım tavsiyesi niteliği taşımaz; piyasa koşulları hızla değişebildiğinden, kararlar güncel veriler ve kapsamlı risk analizi temelinde alınmalıdır.


Finansyum Analiz Ekibi

Kaynak: tr.investing.com

Finansyum Araştırma & Veri Ekibi

Yorum yapın