Jeopolitik risk
Jeopolitik risk açısından bu haber; BIST, kur, faiz, emtia ve küresel risk iştahı üzerindeki olası etkisiyle izlenmelidir.
Ne Oldu?
Küresel piyasalar, ABD’nin İran’a yönelik başlattığı ikincil yaptırımların genişleme riski ile Washington’ın tahvil piyasasına müdahale girişimleri arasında sıkışmış durumda. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in İran’ı küresel ekonomiden izole etmeyi hedefleyen “ekonomik dışlama” operasyonunu başlattığı ve destekçi ülkelere yönelik ikincil yaptırım tehditleri, enerji arz güvenliği endişelerini yeniden gündeme getirdi. Bu gelişmeler, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimi de tetikleyerek petrol fiyatlarında dalgalanmaya neden olurken, Brent petrolün varil fiyatında 9 sentlik düşüşle 92,16 dolara, WTI ham petrolünde ise 1 sentlik artışla 85,02 dolar seviyesine işlem gördüğü kaydedildi. Petrol piyasasındaki tansiyon, ABD’nin stratejik rezervlerinin 1982’den bu yana en düşük seviyede olmasından kaynaklanan tedirginlikle birlikte sürüyor.
Bu jeopolitik baskının yanı sıra, ABD Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvili alımlarını iki katına çıkararak her operasyonda 4 milyar dolarlık likidite desteği sağlama kararı, finansal piyasalarda karmaşık bir tepki yarattı. Ekonomist Peter Schiff’in Fed Başkanı Kevin Warsh’un elini zayıflattığı yönündeki eleştirileri, enflasyon hassasiyetli varlıklarda artışa yol açarken, risk iştahını baskılayan unsurlarla çelişen bir tablo ortaya koydu.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Piyasalar şu anda “üçlü baskı” senaryosunu fiyatlıyor: jeopolitik gerilim, tarife savaşlarının yeniden alevlenme riski ve ABD’nin tahvil piyasasına müdahalesinin sürdürülebilirliği. İran’ın enerji arzını misilleme olarak tehdit etmesi ihtimali, küresel enflasyon beklentilerini yukarı yönlü koruyor. Çin’in İran petrolünün yaklaşık yüzde 90’ını satın aldığı ve bu ticaretin dolar dışı sistemlerde yürütüldüğü bilgisi, yaptırımların uygulanabilirliği konusunda şüpheciliği artırıyor. Bu durum, ABD’nin ekonomik D-Day olarak nitelendirdiği kampanyanın gerçekçi sonuçları olup olmayacağı sorusunu doğuruyor.
Riskli varlıklar tarafında ise Bitcoin’in 80 bin doları aşarak mayıs ortasından bu yana ilk kez bu seviyeye çıkması dikkat çekici bir gelişme oldu. Son bir haftada yüzde 25 değer kazanan lider kripto para, ABD’deki düzenleyici iyimserlik ve spot ETF’lere yönelen kurumsal ilginin etkisiyle yükselişini sürdürdü. Ancak bu ralli, tahvil getirilerindeki ani dalgalanmalarla birlikte değerlendirildiğinde, yatırımcıların güvenli liman arayışının kripto varlıklara da yansıdığı ancak bunun kalıcılığı konusunda soru işaretleri bulunduğu görülüyor. Kanada-ABD ticaret görüşmelerinin çökmesi ise küresel ticaret sistemindeki kopukluk riskini ve jeopolitik gerilimin genişleme potansiyelini vurguluyor.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye ekonomisi için ikinci çeyrek büyüme beklentileri, Bloomberg HT’nin anketine göre bir önceki çeyeğe göre yüzde 1, yıllık bazda ise yüzde 2,7 olarak öngörülüyor. Toplam 12 kurumun katıldığı ankette, 2026 yılının tamamına ilişkin medyan büyüme beklentisi yüzde 3,2 olarak kaydedildi. Bu veriler, yerel ekonominin dış şoklara rağmen toparlanma sinyalleri verdiği izlenimini verse de, jeopolitik risklerin Türkiye’ye etkisi doğrudan enerji maliyetleri üzerinden hissediliyor.
ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları ve Hürmüz Boğazı gerilimi, Türkiye için kritik bir lojistik ve enerji rotası olan bölgedeki istikrarsızlığı artırıyor. Enerji ithalatçısı ülke olarak Türkiye, petrol fiyatlarındaki tansiyonun devam etmesi durumunda enflasyon baskısıyla karşı karşıya kalabilir. Ayrıca, ABD’nin tahvil piyasasına müdahalesi ve küresel faiz oranlarındaki belirsizlik, sermaye akışlarını etkileyerek kur dinamiklerini dolaylı yoldan zorlayabilir. Piyasaların jeopolitik gelişmeler ve tarife gerginliği ile yönünü araması, BIST’de dışa bağımlılık gösteren sektörlerde volatiliteyi artırma potansiyeli taşıyor.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana senaryoda, ABD’nin yaptırımlarının tam olarak uygulanamaması veya İran’ın misilleme adımlarını sınırlı tutması durumunda enerji fiyatlarında bir miktar normalleşme görülebilir. Ancak karşı senaryo daha ciddi riskler barındırıyor: Eğer İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak veya petrol arzını keserek ABD’ye misilleme yaparsa, küresel tedarik zincirlerinde büyük bir şok yaşanabilir. Bu durumda petrol fiyatları sert yükselişlere gidebilir ve enflasyon beklentileri kontrol dışına çıkarak merkez bankalarının politika faizlerini daha uzun süre yüksek tutmasına neden olabilir.
Diğer bir risk faktörü, ABD’nin tahvil geri alım programının beklenmedik şekilde ters tepmesidir. Bu senaryoda Bitcoin gibi riskli varlıklardaki ralli de hız keser ve düzeltme baskısı oluşur. Ayrıca Kanada-ABD ticaret savaşının tırmanması, küresel ticaret hacmini daraltarak tüm dünyada büyüme endişelerini derinleştirebilir.
Finansyum Sonucu
Piyasalar şu anda jeopolitik riskler ile ABD’nin parasal müdahale girişimleri arasındaki gerilimi yönetmeye çalışıyor. İran yaptırımları ve tarife gerginliği, küresel büyüme beklentilerini baskılayan temel unsurlar olurken, Bitcoin’in yükselişi gibi gelişmeler likidite bolluğu ve düzenleyici iyimserliğin yarattığı geçici bir risk iştahını yansıtıyor. Türkiye için dış ortamdaki belirsizlikler, özellikle enerji maliyetleri üzerinden enflasyonist baskıyı sürdürme potansiyeli taşıyor. Yerel ekonomideki büyüme beklentileri (yüzde 2,7) olumlu görünse de, küresel fiyatlamanın Türkiye’ye aktarım mekanizmaları hala jeopolitik risklere duyarlı durumda. Yatırımcılar için öncelikli odak noktası, ABD’nin yaptırım uygulamasının somut sonuçları ve tahvil piyasasındaki müdahalenin uzun vadeli etkileri olmalı.
Jeopolitik risk açısından izlenecek piyasa göstergeleri
Jeopolitik risk fiyatlamasının kalıcı olup olmadığını anlamak için yalnız haber akışına değil, döviz kuru, tahvil faizi, enerji fiyatları ve hisse senedi piyasalarının aynı gelişmeye nasıl tepki verdiğine de bakmak gerekir. Güvenli liman talebinin güçlenmesiyle birlikte riskli varlıklardaki hareketin sınırlı kalması, piyasanın gelişmeleri geçici değil daha uzun süreli bir belirsizlik olarak fiyatladığına işaret edebilir.
Öte yandan jeopolitik risk azalırken kur ve faiz tarafındaki baskının devam etmesi, piyasanın odağının yeniden para politikası ve makro verilere döndüğünü gösterebilir. Bu nedenle sonraki seanslarda fiyat hareketinin yalnız yönü değil, işlem hacmi ve sektörlere ne ölçüde yayıldığı da izlenmelidir.
