Makroekonomik Analiz
Küresen makroekonomik manzara, merkez bankalarının enflasyonla mücadeledeki duruşu ile jeopolitik risklerin yarattığı arz şokları arasında sıkışmış durumda. ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Kevin Warsh’un Jackson Hole’da yaptığı açıklamalar ve Orta Doğu’daki tırmanan gerilimler, küresel likidite koşullarını yeniden şekillendiriyor. Bu bağlamda, Türkiye ekonomisi hem dış finansal koşullardaki sıkılaşma baskısını hem de yerel politika adımlarının yarattığı örtük rahatlama etkisini aynı anda yönetmek zorunda kalıyor.
Enflasyon ve Faiz Politikaları Arasındaki Gerilim
Küresel enflasyon dinamikleri, enerji fiyatlarındaki sert yükseliş nedeniyle yeniden merkez bankalarının gündemine oturdu. ABD ile İran arasındaki çatışmaların tırmanması, petrol fiyatlarının 90 dolar seviyesinin üzerine çıkmasına ve Brent petrolün varil başına yaklaşık 92 dolara işlemesine neden oldu. Bu durum, sadece arz tarafında bir baskı yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda Fed’in para politikasında daha agresif adımlar atma ihtimalini güçlendiriyor. Para piyasaları fiyatlamalarında, Fed’in ekim ayında faiz artırımına gitmesi beklentisi öne çıkarken, Warsh’un “temel enflasyonun hedefe doğru ilerlediğinden emin olmalıyız” uyarısı, piyasa tahminlerini daha da yukarı taşıdı.
Avro Bölgesi’nde ise Haziran ayında yıllık enflasyonun yüzde 2,8’e gerilemesi, ECB’nin politika seyri açısından bir rahatlama unsuru olsa da, küresel emtia fiyatlarındaki artış bu kazanımları tehdit ediyor. Fransa gibi gelişmiş ekonomilerde bile büyüme beklentilerinin aşağı yönlü revize edilmesi ve bütçe disiplinindeki zorluklar, bölgesel istikrarın hassaslığını gösteriyor. Türkiye’ye bakıldığında ise TCMB’nin politika faizini yüzde 37’de sabit tutması beklenirken, ekonomistlerin büyük bölümü yıl sonu için yüzde 35 seviyesinde bir beklenti içinde. Ancak bu beklenti, küresel enflasyonun yeniden tırmanması durumunda test edilecek kritik bir sınır noktası olarak duruyor.
Kur ve Tahvil Piyasalarında Denge Arayışı
Jeopolitik risklerin azalabileceğine dair diplomatik temasların yeniden başlaması umutları, kısa vadeli olarak gelişmekte olan ülke risk primlerini geriledi. Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) bu iyimserlik ve yerel likidite yönetimi adımlarıyla 217 baz puana inerek son 6,5 ayın en düşük seviyesine ulaştı. Bu durum, Türk lirasının kurunda kısa vadeli bir istikrar veya sınırlı değerlenme baskısı yaratabilir. Ancak ABD tahvil faizlerindeki yükseliş eğilimi, özellikle 10 yıllık tahvillerin yüzde 4,70’lerin üzerinde seyretmesi, sermaye akışlarında dikkatli olmayı gerektiriyor.
Dolar endeksi (DXY) ve EUR/USD arasındaki dinamikler de Fed’in güçlü duruşu nedeniyle ABD dolarının göreceli gücünü korumasına işaret ediyor. Türkiye’de USD/TRY paritesi, bu küresel güç dengesi içinde yerel likidite girişimleriyle birlikte hareket ediyor. TCMB’nin 1 haftalık repo ihalelerine yeniden başlamasıyla bankacılık sisteminin fonlama maliyetinde gecelik yüzde 40’tan haftalık yüzde 37’ye bir düşüş sağlandı. Bu operasyonel değişiklik, piyasada örtük olarak yaklaşık 3 puanlık bir indirime denk geliyor ve ticari kredi faizlerinin yüksek bandından (yüzde 45-55) aşağı inmesine olanak tanıyan kritik bir mekanizma olarak işlev görüyor.
Büyüme, İstihdam ve Cari Denge Üzerindeki Dolaylı Etkiler
Küresel büyüme beklentilerinin aşağı yönlü revize edilmesi, Türkiye’nin dış ticaret ortaklarının talebini zayıflatabilecek bir risk taşıyor. TCMB’nin 2026 yılı küresel büyüme tahminlerini yüzde 1,7’ye çekmesi ve 2027 için yüzde 2,5 öngörüsü, dış talebin kırılganlığını ortaya koyuyor. Bu ortamda, Türkiye’nin cari dengesi üzerinde enerji ithalat maliyetlerinin artışı baskı kurarken, ihracatın rekabet gücünü korumak için reel sektörün finansman maliyetlerinin düşmesi hayati önem taşıyor.
BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın vurguladığı gibi, bankaların fonlama maliyetindeki gerilemenin KOBİ ve ticari kredi faizlerine hızlıca yansıtılması, üretimin sürdürülebilirliği için şart. Ancak Fed’in sıkı para politikası duruşu devam ettiği sürece, küresel sermaye akışlarının gelişmekte olan ülkelere yönelimi sınırlı kalabilir. Bu da Türkiye’nin cari finansman ihtiyacını karşılamada dikkatli bir politika izlemesini gerektiriyor. Jeopolitik risklerin ani değişimleri, enerji tedarik zincirlerini kesintiye uğratabileceği için bütçe disiplini ve rezerv yönetimi de bu belirsizliklere karşı esnek kalıyor.
Finansal Koşullar ve Sermaye Akımları Dinamikleri
Küresel piyasalarda risk iştahının törpülenmesi, hisse senedi piyasalarında volatiliteyi artırırken tahvil faizlerindeki yükseliş de borçlanma maliyetlerini yukarı çekiyor. Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksindeki düşüş eğilimi ve bankacılık sektöründeki baskı, küresel likidite sıkışıklığının yerel piyasalara aktarımını gösteriyor. Ancak TCMB’nin likidite yönetimine yönelik adımları, iç talebin korunması açısından önemli bir tampon görevi görüyor.
Jeopolitik gelişmelerin enerji ve ticaret kanalları üzerinden makro sonuç doğurması durumunda, Türkiye’nin dış finansal koşullardaki değişime karşı dayanıklılığı, yerel politika araçlarının etkinliğine bağlı olacak. Fed’in faiz artırım beklentileri ve Orta Doğu’daki gerilimler, küresel risk primi üzerinde yukarı yönlü baskı oluştururken, Türkiye’nin CDS’deki düşüş eğilimi ve yerel likidite girişimleri bu baskıyı kısmen dengeliyor. Gelecek dönemde ABD tarım dışı istihlam verisi ve diğer küresel makro göstergeler, Fed’in politika seyri konusunda netleşme sağlayarak sermaye akışlarının yönünü belirleyici olacak.
—
Finansyum Analiz Ekibi
