makroekonomik analiz: Küresel makroekonomide enflasyonun yapışkanlığı ve jeopolitik risklerin enerji fiyatlarına yansıması, merkez bankalarının politika tercihlerini yeniden şekillendiriyor. ABD’de son dört ayın zirvesine çıkan enflasyon verileri ve Brent petrolün 111 dolar seviyesindeki seyri, Fed’in sıkı para politikasını daha uzun süre sürdürme ihtimalini güçlendirirken, gelişmekte olan piyasalarda farklı bir dinamik hakim. Türkiye’de Eylül ayında yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına düşmesi, TCMB’nin Ekim ayındaki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında faiz indirimi beklentisini doğurdu. Ancak küresel temeller ve iç finansal koşullar, bu gevşemenin sınırlarını belirleyen kritik unsurlar haline geldi.
İçindekiler
Küresel Enflasyon Dinamikleri ve Fed’in Sıkı Duruşu

Küresel piyasalarda odak noktası, ABD’deki enflasyon verilerinin beklentileri aşması ve bunun Fed politikasına etkisi üzerine kurulu. Orta Doğu’daki çatışmaların enerji arzına yönelik riskleri ve tarım emtialarındaki olumsuz hava koşulları, küresel enflasyona yukarı yönlü baskıyı sürdürüyor. ABD’de yıllık enflasyonun son dört ayın zirvesine çıkması, Fed’in borçlanma maliyetlerini daha uzun süre yüksek tutması gerektiği yönündeki görüşleri güçlendirdi. Para piyasalarında, Fed’in gelecek yılın sonuna kadar toplam üç kez faiz artırabileceğine dair fiyatlamalar öne çıkar.
Bu ortamda değerli metallerde sert kayıplar yaşandı. Gümüş ve platin 3 ayın, paladyum ise Ağustos 2025’ten bu yana en düşük seviyelerine geriledi. Altın da yüzde 0,7 değer kaybetti. Fed’in sıkı duruşu ve güçlü dolar endeksi (DXY), emtia talebini baskılıyor. Dolar endeksinin son kapanışta 101,86 civarında seyretmesi ve ABD 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5,13’te işlem görmesi, gelişmekte olan ülkeler için sermaye akımları açısından zorlu bir dış finansman ortamı yaratıyor. Avrupa’daki enflasyonun Haziran ayında yüzde 2,8’e gerilemesi, ECB’nin daha temkinli adımlar atmasına neden olurken, Fed ile diğer merkez bankaları arasındaki politika farklılaşması devam ediyor.
TCMB’nin Faiz İndirimi Beklentisi ve Kur Politikası Sürdürülebilirliği
Türkiye’de Ekim ayındaki PPK toplantısı, yatırımcıların en çok beklediği gündem maddesi oldu. Eylül ayında yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına düşmesi, TCMB’nin 100 ila 200 baz puan arasında faiz indirimi yapabileceğine dair beklentileri doğurdu. Citi Gelişmekte Olan Piyasalar Strateji Başkanı Luis Costa, son enflasyon verisinin olumlu gelmesinin ardından 100 baz puanlık bir indirim makul görürken, TCMB’nin bu hafta faiz indirimi yapmasını beklediklerini belirtti.
Ancak Costa, Türk lirasına yönelik kısa vadeli olumlu görüşlerini korumasına rağmen, mevcut kur politikasının orta ve uzun vadede sürdürülebilirliğinin önemli bir soru işareti olduğunu vurguladı. Küresel ölçekte gelişmekte olan ülke merkez bankalarının gevşeme döngülerinin sonuna yaklaştığına dikkat çeken Costa, Türkiye ve Brezilya’nın bu eğilimin istisnaları arasında yer aldığını ifade etti. Bu durum, TCMB’nin küresel sıkılaşma ortamında tek başına genişlemeye gitmesinin kur üzerindeki baskısını artırabileceği riskini gündeme getiriyor.
Finansal İstikrar ve Leasing-Faktoring Sektöründeki Riskler
TCMB’nin faiz indirimi beklentisi, finansal sektörün varlık kalitesi üzerinde dolaylı etkiler yaratabilir. Fitch Ratings, Türk leasing ve faktoring şirketlerinin 2026 ve 2027 yıllarında artan varlık kalitesi riskleriyle karşı karşıya kalacağını bildirdi. Yüksek fonlama maliyetleri ve daralan kâr marjları, sektörün kârlılığını baskılayabilir. Fitch’e göre, piyasa stresinin olumsuz etkilenen borçlular aracılığıyla varlık kalitesi üzerinde dolaylı baskı yaratması muhtemel. Yükselen Türk lirası faizleri ve genişleyen kredi temerrüt takası (CDS) primlerinin fonlama maliyetlerini artırması, özellikle KOBİ’lerin ödeme kapasitesini zorlayabilir.
Leasing sektöründe yeni iş hacminin 2026 yılının ilk yarısında ABD doları bazında yüzde 48 artmış olması, talebin güçlü olduğunu gösterse de, takipteki alacak oranlarında bozulma riski devam ediyor. Banka iştiraki olan faktoring şirketleri istikrarlı finansman kanallarından faydalanırken, bağımsız leasing şirketlerinin yerleşik fonlama erişimi sınırlı kalabilir. Bu durum, TCMB’nin para politikası kararının sektörel dağılım üzerinde asimetrik etkiler doğurabileceği anlamına geliyor.
Jeopolitik Riskler ve Enerji Arz Güvenliği
Jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları üzerinden enflasyon kanalıyla makroekonomik istikrarı tehdit eden temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor. Kanada’nın petrol merkezi Alberta’daki ayrılık referandumu gibi olaylar, uzun vadede küresel enerji arz güvenliği üzerinde belirsizlik yaratabilir. Ancak kısa vadeli etkiler daha çok Orta Doğu ve Rusya-Ukrayna kaynaklı tedarik zinciri riskleri üzerinden şekilleniyor. Brent petrolün yüzde 4,75 yükselmesi ve WTI’nin de benzer bir seyir izlemesi, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için cari denge ve enflasyon üzerinde yukarı yönlü risk oluşturuyor.
TCMB PPK tutanakları da jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatlarının enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturduğunu belirtiyor. Tarım emtialarındaki yükseliş de bu baskıyı güçlendiriyor. Küresel büyüme endeksinin 2026 için yüzde 1,7 ve 2027 için yüzde 2,5 olarak tahmin edilmesi, dış talebin zayıf seyretmesinin ihracat üzerinden enflasyonla mücadeleye katkısını sınırlayabilir.
İç Talep, Büyüme ve Ödemeler Dengesi Perspektifi
Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantısında beşeri sermaye, ödemeler dengesi istatistiklerindeki revizyonlar ve sorunlu fonların tasfiye süreci ele alındı. EKK’nın açıklamasında, uygulanan ekonomi programı sayesinde büyümenin daha dengeli bir yapıya kavuştuğu, işsizlik ve enflasyonun gerilediği vurgulandı. Ancak küresel belirsizlikler ve çoklu şoklar, ekonomik dayanıklılığı test etmeye devam ediyor.
BIST 100 endeksinin son kapanışta 11.526 puanda işlem görmesi ve 52 haftalık zirvesinin yaklaşık yüzde 24 altında seyretmesi, piyasa katılımcılarının dış risklere karşı temkinli tutumunu yansıtıyor. Banka ve sınai endekslerdeki düşüşler, finansal koşullardaki sıkılaşmanın reel sektöre etkisini gösteriyor. Ödemeler dengesi istatistiklerindeki revizyonlar, net hata ve noksan kaleminin gerçek dışı akışları ne kadar iyi yansıttığına dair şeffaflık açısından önemli olsa da, cari işlemler hesabındaki yapısal sorunların çözümü için üretim kapasitesi ve verimlilik artışlarına ihtiyaç var.
Sonuç: Politika Farklılaşması İçinde Denge Arayışı
TCMB’nin Ekim ayındaki faiz kararı, küresel sıkılaşma ortamında Türkiye’nin parasal genişleme yolculuğunun bir dönüm noktası olacak. Enflasyondaki düşüş eğilimi, politika gevşemesine zemin hazırlarken; enerji fiyatlarındaki yükseliş ve Fed’in şahin duruşu, kur istikrarını korumak için dikkatli bir yaklaşım gerektiriyor. Finansal sektörün varlık kalitesi riskleri ve küresel büyüme yavaşlaması, TCMB’nin kararının etkilerini sınırlayabilir. Yatırımcılar, bu hafta açıklanacak faiz kararı ile birlikte TCMB’nin enflasyon beklentilerine dair tutanaklarda vereceği sinyalleri, küresen merkez bankalarının politika farklılıklarına paralel olarak izlemeli ve kur tahminlerini enerji fiyatlarındaki jeopolitik risklere göre güncellemelidir.
Finansyum Analiz Ekibi
Kaynak: dunya.com
