Hisse, fon veya piyasa aracı ara

Finansyum’da BIST hisseleri, TEFAS fonları ve analiz içeriklerine hızlıca ulaşın.

foreks analizi

Makroekonomik Analiz: Enflasyon, Faiz ve Para Politikası – 09.08.2026

Makroekonomik Analiz

Küresel ekonomi şu anda iki temel makro faktörün kesişim noktasında duruyor: ABD’nin iş gücü piyasasındaki ani soğuma sinyalleri ve Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimin enerji arzına yönelik risk primi. Bu ikili dinamik, merkez bankalarının politika tercihlerini yeniden tanımlarken, gelişmekte olan ülke para birimleri ve hisse senedi piyasalarında volatiliteyi besleyen temel mekanizma haline geldi. Türkiye ekonomisi de bu küresel dalgalanmaların doğrudan aktarım kanalında yer alıyor; ancak TCMB’nin sıkı para politikası duruşu ve iç talebin dengelenmesi, dış şokların tam olarak yansıtılmasını geciktiren bir tampon görevi görüyor.

Küresel Para Politikaları ve Risk İştahındaki Dönüşüm

ABD’de Temmuz ayında açıklanan tarım dışı istihdam verileri, piyasa beklentilerinin (85 bin kişi artış) oldukça altında kalarak 23 bin kişilik bir azalış kaydetti. Bu veri, ABD ekonomisindeki ivme kaybına dair endişeleri güçlendirirken, Fed’in eylül ayında faiz artırımı yapma ihtimalini belirgin şekilde zayıflattı. Piyasalar, Aralık toplantısında faiz artırım beklentisini yüzde 85’e fiyatlasa da, kısa vadeli belirsizlik sürüyor. Fed Başkanı Kevin Warsh’un enflasyonun yüksek kalması durumunda eylülde sıkılaştırma yapmaya hazır olduklarına dair açıklamaları ile yetkililerin “şahin” tavrı, piyasada çelişkili sinyallere yol açtı.

Bu ortamda ABD 10 yıllık tahvil faizi haftalık bazda yaklaşık 7 baz puan düşüşle yüzde 4,65 seviyesine geriledi ve Dolar Endeksi (DXY) yüzde 0,3 değer kaybederek 99,5 bandına indi. Tahvil getirilerindeki düşüş ve doların zayıflaması, başta altın olmak üzere dolar üzerinden fiyatlanan emtiaları destekledi. Bitcoin gibi riskli varlıklarda ise haftalık bazda yüzde 3’ün üzerinde kazanç görüldü; bu durum, likidite beklentilerinin değişmesiyle sermaye akımlarının gelişmekte olan piyasalara yönelme potansiyelini işaret ediyor.

Avro Bölgesi’nde ise enflasyonun haziranda yıllık yüzde 2,8’e gerilemesi, ECB’nin politika alanını genişlettiğini gösteriyor. Ancak jeopolitik riskler nedeniyle enerji fiyatlarındaki oynaklık devam ediyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçiş kısıtlamaları gündeme getirmesiyle Brent petrolü varil başına 83,65 dolara yükseldi. Bu durum, küresel enflasyon risklerini artıran bir unsur olarak merkez bankalarının elini kolunu bağlıyor; yani hem büyüme endişeleri hem de arz şoku kaynaklı enflasyon baskısı aynı anda mevcut.

Türkiye’de Dezenflasyon Süreci ve TCMB’nin Duruşu

Türkiye ekonomisindeki temel mekanizma ise talep yönetimi üzerinden ilerliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan, sıkı para politikasının durdurulmadan sürdürüleceğini ve bunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyonu güçlendireceğini vurguladı. Temmuz ayında yıllık enflasyon yüzde 31,8 olarak gerçekleşti; bu rakam, Mayıs 2024’ten itibaren genele yayılan gerileme eğilimini onaylıyor. Özellikle kira ve eğitim kalemlerindeki azalan katılık, maliyet yönlü baskıları hafifletiyor.

TCMB’nin son dört toplantıda politika faizini yüzde 37’de sabit tutması, piyasa tarafından “pas geçme” olarak yorumlansa da, bu duruşun altında enflasyon hedefine giden yolda inatçılık yatıyor. Bir sonraki toplantı 10 Eylül’de yapılacak. Uzmanlar, yakın vadeli bir faiz indiriminin henüz erken olduğunu ve yıl sonuna doğru talep dengesi kurulana kadar beklenmesi gerektiğini düşünüyor. İç talebin soğuması, cari açığın daralmasına ve enflasyonun yapısının yumuşamasına katkı sağlarken, kur hareketleri bu sürecin hızını belirleyen dış faktör olarak karşımızda duruyor.

Borsa İstanbul’daki Fiyatlama Dinamikleri ve Sermaye Akımları

Küresel risk iştahındaki dalgalanmalar doğrudan Borsa İstanbul’a yansıyor. BIST 100 endeksi, küresel verilerin etkisiyle günü yüzde 0,14 değer kaybıyla 13.779,39 puandan tamamladı. Ancak haftalık bazda bakıldığında endeksin yüzde 2,3’lük bir toparlanma gösterdiği görülüyor. Bu durum, doların zayıflaması ve riskli varlıklara olan talebin artmasıyla birlikte yerel yatırımcının hisse senetlerine yönelimini desteklediğini gösteriyor.

Bankacılık endeksi yüzde 0,02 artış kaydederek pozitif ayrışırken, holding endeksi yüzde 0,29 geriledi. Sektörel olarak finansal kiralama ve faktoring hisseleri öne çıkarken, metal ana sektörü en fazla değer kaybetti. Bu dağılım, iç talebe dayalı hizmetler ve finansman ihtiyacı olan sektörlerin daha dirençli olduğunu, dışa bağımlı ham madde işleyen sektörlerin ise küresel büyüme endişelerinden daha fazla etkilendiğini ortaya koyuyor.

Fitch Ratings’in Türkiye’ye ilişkin değerlendirmesi de bu dinamikleri destekliyor. Kuruluş, jeopolitik risklere rağmen Türkiye’nin borç sermaye piyasasının yıl sonunda 550 milyar dolara ulaşacağını öngörüyor. Düşük kamu borçluluğu ve güçlü sukuk pozisyonu, dış finansmana erişimi kolaylaştırıyor. Ancak enerji fiyatlarındaki yükseliş ve küresel büyüme endekslerinin aşağı yönlü revizyonları (2026 için yüzde 1,7), ihracat gelirleri üzerinden cari dengeyi etkileyen risk unsurları olarak izleniyor.

Sonuç: Mekanizmaların Kesişimi

Özetle, Türkiye ekonomisi şu anda içteki dezenflasyon süreci ile dıştaki jeopolitik ve para politikası belirsizliklerinin kesişiminde hareket ediyor. ABD’nin zayıf istihdam verileri doları ve tahvil faizlerini baskılayarak gelişmekte olan ülkelere sermaye akımında olumlu bir potansiyel yaratırken, Orta Doğu’daki gerilimler enerji maliyetleri üzerinden enflasyon riskini canlı tutuyor. TCMB’nin sıkı duruşu, kurun reel değerini koruyarak iç talebi soğutma işlevini sürdürüyor. Yatırımcılar için kritik olan, Fed’in eylül toplantısında vereceği sinyallerin küresel likiditeyi nasıl şekillendireceği ve bunun Türk Lirası’ndaki volatiliteye etkisi olacaktır. Jeopolitik risklerin enerji fiyatları üzerinden enflasyona tam aktarılıp aktarılmayacağı, önümüzdeki haftaların temel izlenecek makro göstergesi olarak karşımızda duruyor.

İlgili Finansyum kategorisi: Makroekonomik Analizler

Dış veri takibi: TCMB veri akışı

Finansyum Araştırma & Veri Ekibi

Yorum yapın