İçindekiler
Ne Oldu?

Küresel piyasalar, jeopolitik gerilimlerin derinleştiği bir ortamda merkez bankalarının para politikası duruşundaki değişimleri fiyatlamaya çalışıyor. ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmanın Hormuz Boğazı’nda tıkanıklığa yol açması, enerji arz endişelerini yeniden gündeme getirirken bu durum enflasyonist baskıları tetikleyici bir unsur olarak izleniyor. Bu jeopolitik riskler, küresel hisse senedi ve tahvil piyasalarında volatiliteyi artırarak yatırımcıların risk algısını sıkılaştırıyor. ABD tarafında ise ekonomi verileriyle birlikte Fed yetkililerinin açıklamaları, faiz politikasının geleceğine dair belirsizliği derinleştiriyor. Özellikle Fed’in Kashkari’si tarafından yapılan enflasyon savaşına yönelik faiz artış sinyalleri, piyasalarda sert para politikası beklentilerini güçlendirirken küresel borçlanma maliyetlerinin çok yıllık zirvelere yükselmesine katkıda bulunuyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise bankacılık sektöründeki likidite verileri iç dinamiklerin güçlü olduğunu gösteriyor. TCMB ve BDDK’nın haftalık istatistiklerine göre, bankacılık sektörünün toplam mevduatı 25 Eylül ile biten haftada yüzde 0,33 artışla 34 trilyon 2 milyar 178 milyon 176 bin liraya yükseldi. Türk lirası cinsi mevduatın büyümesi ve yabancı para cinsinden mevduattaki artış, sektörün finansman kaynaklarının genişlediğini ortaya koyuyor. Aynı dönemde toplam kredi hacmi de 28 trilyon 402 milyar 282 milyon liraya ulaşarak reel sektöre ve hane halkına yönelik kredilendirmenin devam ettiğini gösteriyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin iç talebinin likidite desteğiyle ayakta kaldığını ancak dış şoklara karşı hassas olduğunu vurguluyor.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Piyasalar şu anda iki ana kutup arasındaki gerilimi fiyatlıyor: Bir yanda jeopolitik krizin yarattığı arz şoku ve enflasyon korkusu, diğer yanda merkez bankalarının sertleşen duruşu. ABD-İran çatışması ve Hormuz Boğazı’nın kapanması, enerji piyasalarında fırlama potansiyeli yaratırken bu durum küresel enflasyonu yukarı itecek bir unsur olarak değerlendiriliyor. Fed’in Kashkari’si gibi yetkililerin faiz artışına kapı araladığı sinyalleri, merkez bankalarının enflasyonla mücadelesinde taviz vermeyeceği beklentisini pekiştiriyor. Bu durum, küresel borç piyasalarında gerilimi artırarak tahvil getirilerinin çok yıllık zirvelere çıkmasına neden oluyor. Avrupa’daki doğal gaz borsalarında Q4 depolama açıklarıyla fiyatların yükselişi de enerji maliyetlerinin kalıcı hale gelebileceği ihtimalini güçlendiriyor.
Bu küresel ortamda ABD ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 2,2 büyümesi ve çekirdek enflasyon verilerindeki sertlik, Fed’in “yumuşak iniş” senaryosundan ziyade daha uzun süre yüksek faiz politikası izleme ihtimalini artırıyor. İşsizlik başvurularının beklentilerin altında düşmesi ise ABD ekonomisindeki direnci göstererek para politikasında sıkı duruşun sürdürülebilir olduğunu destekliyor. Ancak bu durum, küresel likiditeyi daraltıcı etki yaratıyor ve gelişmekte olan ülkelere sermaye akışlarında kısıtlamalar getirebiliyor. Yatırımcılar, jeopolitik risklerin azalması veya Fed’in politikasında yumuşama sinyali vermesi durumunda volatilitede düşüş beklerken, mevcut durumda “güvenli liman” arayışı içinde.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye’de bankacılık sektöründeki mevduat ve kredi hacmindeki artışlar, iç talebin likidite desteğiyle korunduğunu gösteriyor. Toplam mevduattaki 110 milyar 384 milyon 754 bin liralık artış ve Türk lirası cinsi mevduattaki yüzde 0,80’lik büyüme, yerel para birimine olan talebin devam ettiğini işaret ediyor. Yabancı para cinsinden mevduattaki ise parite etkisinden arındırılmış verilerle 1 milyar 342 milyon dolarlık artış görülmesi, döviz bazlı tasarrufun da korunduğunu gösteriyor. Bu likidite yapısı, bankaların kredi genişletme kapasitesini desteklerken reel sektördeki aktivitenin devam etmesine olanak tanıyor. Tüketici kredilerindeki 34 milyar 253 milyon liralık artış ve konut kredilerindeki büyüme, iç talebin direncini ortaya koyuyor.
Ancak Türkiye’nin bu pozitif iç dinamikleri, jeopolitik riskler ve küresel faiz ortamı karşısında sınırlı bir koruma sağlıyor. Hormuz Boğazı’ndaki tıkanıklık ve enerji fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için cari açığı genişletecek ve enflasyonu yukarı itecek baskılar oluşturuyor. Fed’in faiz artış sinyalleri ise dolar endeksinde güçlenmeye neden olarak Türk lirası üzerinde değer kaybı baskısını sürdürüyor. BIST’te yatırımcılar, jeopolitik risklerin azalması veya küresel likiditenin iyileşmesi durumunda alım fırsatları ararken, mevcut durumda volatiliteye karşı temkinli bir yaklaşım benimsiyor. Bankacılık sektöründeki güçlü bilanço verileri, hisse senedi piyasasında temel analiz açısından destekleyici olsa da, dış şokların yarattığı belirsizlik kısa vadeli fiyatlamayı domine ediyor.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana risk senaryosu, jeopolitik gerilimin daha da derinleşmesi ve enerji arzının kalıcı olarak kesintiye uğraması durumunda küresel enflasyonun yeniden hızlanmasıdır. Bu durumda Fed’in faiz artışlarına devam etme ihtimali artar ve küresel likidite sıkılaşır. Türkiye için bu senaryo, cari açığın genişlemesi, TL’nin değer kaybının ivmelenmesi ve iç talebin daralması riskini doğurur. Bankacılık sektöründeki kredi büyümesi de enflasyonist ortamda gerçek getiri açısından erimeye devam edebilir.
Karşı senaryoda ise ABD-İran geriliminin diplomatik bir çözümle hafiflemesi veya Hormuz Boğazı’ndaki tıkanıklığın çözülmesi, enerji fiyatlarında düşüşe ve küresel risk iştahının artmasına yol açabilir. Fed’in Kashkari’si gibi yetkililerin açıklamalarının geçici olduğu ve enflasyonda belirgin bir düşüşün başladığına dair veriler gelirse, faiz beklentileri yumuşayarak gelişmekte olan piyasalara sermaye akışını yeniden yönlendirebilir. Bu durumda Türkiye’de bankacılık sektöründeki likidite artışı, reel ekonomiye daha etkin yansır ve BIST’tte temettü verimi ve değerleme avantajı nedeniyle alım fırsatları doğabilir. Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi için jeopolitik belirsizliklerin azalması ve küresel makro verilerde enflasyonda kalıcı düşüş trendinin görülmesi gerekir.
Finansyum Sonucu
Mevcut havuz, Türkiye’nin iç dinamiklerinin (güçlü mevduat/kredi büyümesi) dış şoklarla (jeopolitik riskler ve küresel faiz artışı) arasındaki gerilimi net bir şekilde ortaya koyuyor. Bankacılık sektöründeki likidite genişlemesi pozitif bir temel gösterge olsa da, jeopolitik krizin enerji maliyetlerini artırması ve Fed’in sıkı duruşunun TL üzerinde baskı yaratması kısa vadede riskleri öne çıkarıyor. Yatırımcılar için kritik olan, jeopolitik gelişmelerdeki yumuşama sinyalleri ve küresel enflasyondaki düşüş trendinin devam edip etmediğidir. Bu iki faktörün olumlu yönde hareket etmesi durumunda, Türkiye’nin güçlü iç likiditesi bir avantaj haline gelebilir; aksi halde dış şokların yarattığı volatilite baskısı ön planda kalacaktır.