İçindekiler
Ne Oldu?

Küresel piyasalarda haftaya, jeopolitik risklerin yeniden tetiklediği enflasyonist baskılar ve güçlü dolar endeksi ile karışık bir seyirle başlandı. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın Hürmüz Boğazı trafiğine açılması için sunduğu ateşkes teklifini reddetmesi, enerji piyasalarında sert tepkilere yol açtı. Bu gelişmeyle birlikte Brent petrolün varil fiyatı yüzde 2,5 artışla 106,9 dolara yükseldi ve ABD ile İran arasında yakın zamanda bir uzlaşma beklentisi zayıfladı. Petroldeki bu tırmanış, küresel enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşıyarak tahvil piyasalarında satış baskısını güçlendirdi. Sonuç olarak ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 5,23 ile 2007’den bu yana görülen en yüksek seviyelere yakın seyretmeye devam ederken, dolar endeksi de güçlü veri akışı ve faiz beklentileriyle iki aylık zirvesini korudu.

Bu jeopolitik gerilimin yanı sıra ticaret diplomasisinde önemli bir gelişme yaşandı. Çin ve ABD arasında imzalanan anlaşma kapsamında 30 milyar dolarlık mal ticaretinde karşılıklı tarife indirimi öngörüldü. Anlaşma, kömür ithalatı gibi enerji ticareti de dahil olmak üzere taraflar arasındaki ekonomik bağı güçlendirmeyi hedefliyor. Ancak bu diplomatik ilerleme, jeopolitik risklerin yarattığı anlık volatiliteyi tamamen telafi etmekte yetersiz kalıyor. Altın piyasasında ise güçlü dolar ve yükselen faiz oranları baskısı nedeniyle 4.200 dolar seviyesinin altına gerileme gözlemlendi. Kripto varlıklarda ise ABD Hazinesi’nin yaklaşan tahvil ihalesi beklentisi ve jeopolitik belirsizlikler nedeniyle Bitcoin, 83 bin dolara düştüğü görüldü.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Piyasalar şu anda “enflasyonist savaş” senaryosunu fiyatlamaktadır. Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve ABD tahvil faizlerindeki rekor seviyeler, merkez bankalarının para politikasında sıkı duruşunu sürdürme ihtimalini güçlendiriyor. Doların iki aylık zirvesi korurken Asya para birimlerinin gerilemesi, gelişmekte olan piyasalar için likidite çekilmesine işaret ediyor. Yatırımcılar, jeopolitik risklerin enerji maliyetlerini kalıcı olarak artırıp artırmayacağı konusunda temkinli davranıyor; ancak Trump’ın ateşkes teklifini reddetmesi, kısa vadede gerilimin tırmanabileceğine dair sinyaller veriyor.
Öte yandan Çin-ABD ticaret anlaşması, uzun vadeli ticaret akışlarında normalleşme beklentisi yaratıyor. Özellikle kömür ithalatının tarifelerden muaf tutulması, enerji güvenliği açısından önemli bir denge unsuru olarak görülüyor. Ancak bu diplomatik gelişmelerin piyasa psikolojisindeki “risk-off” (riskten kaçınma) havasını hemen ortadan kaldırmadığı görülmektedir. Altının düşüşü ve Bitcoin’deki gerileme, yatırımcıların güvenli liman arayışından ziyade nakit ve yüksek getirili ABD tahvillerine yönelmeye devam ettiğini gösteriyor. Piyasa, Fed’in faiz artırım beklentileriyle doların gücünü sürdürmesini beklerken, enerji fiyatlarındaki dalgalanmanın enflasyon verilerine yansımasını yakından izliyor.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye ekonomisi için bu gelişmeler karmaşık bir etki zinciri oluşturuyor. Dolar/TL, güne yükselişle başlamasının ardından 48,9820 seviyesinde bulunurken, Cuma günü yüzde 0,1 artışla 48,9560’tan kapanış yapmıştı. Güçlü dolar endeksi ve jeopolitik riskler, Türk Lirası üzerinde yukarı yönlü baskıyı sürdürüyor. Avro/TL ise yüzde 0,1 yükselişle 55,7800’den işlem görürken, sterlin/TL yüzde 0,1 düşüşle 64,8910’dan seyrediyor.
TCMB’nin döviz dönüşüm desteği sisteminde yaptığı değişiklikler ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’in reel sektörü güçlendirmeye yönelik açıklamaları, iç talebin korunması açısından olumlu bir zemin oluşturuyor. Ancak küresel petrol fiyatlarındaki 106,9 dolar seviyesi gibi yüksek enerjiler, Türkiye’nin ithalat faturasını ve dolayısıyla cari açığı baskılayabilir. BBVA Research’in savunma sanayisindeki potansiyeli vurgulayan raporu ise BIST’te savunma sektörü için yapısal bir fırsat olarak değerlendiriliyor; Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu İHA ve mühimmat alanlarında Türkiye’nin tamamlayıcı üretici konumu, sektöre uzun vadeli ihracat odaklı büyüme vaat ediyor.
Borsa İstanbul tarafında ise küresel risk iştahındaki durgunluk ve dolar kurundaki hareketlilik, endeksin yönünü belirleyen temel faktörler olmaya devam ediyor. Enerji fiyatlarındaki artış, enerjiye bağımlı sektörlerin maliyetlerini artırırken, savunma sanayisi gibi jeopolitik gerilimlerden doğrudan fayda sağlayabilecek sektörlere ilgiyi artırıyor.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana senaryoda jeopolitik risklerin devam etmesi durumunda petrol fiyatlarının 107 dolar üzerinde kalması veya daha da yükselmesi bekleniyor. Bu durum, küresel enflasyon beklentilerini yukarı çekerek Fed’in faiz politikasını daha uzun süre sıkı tutmasına neden olabilir. Böyle bir ortamda gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışları hızlanabilir ve TL üzerinde ek baskılar oluşabilir.
Karşı senaryoda ise Çin-ABD ticaret anlaşmasının somut adımlara dönüşmesi veya İran ile ABD arasında beklenmedik bir diplomatik ilerleme kaydedilmesi durumunda jeopolitik risk primleri hızlıca eriyebilir. Petrol fiyatlarının gerilemesi, küresel enflasyon endişelerini hafifletir ve dolar endeksinde düzeltmeye yol açabilir. Bu durumda TL’deki yukarı yönlü baskı azalır ve BIST’ta dış finansmana erişim kolaylaşarak risk iştahında toparlanma görülebilir. Ayrıca ABD Hazinesi’nin 30 Eylül’deki tahvil ihalesinin beklenenden daha sakin geçmesi, likidite endişelerini gidererek kripto piyasalarında (Bitcoin) ve altın fiyatlarında bir toparlanmaya zemin hazırlayabilir.
Finansyum Sonucu
Piyasalar şu anda jeopolitik belirsizlik ile ticari normalleşme beklentisi arasında sıkışmış durumda. Petrolün 106,9 dolar seviyesindeki yükselişi ve ABD tahvil faizlerindeki rekorlar, küresel likiditeyi kısıtlayan ana faktörler olarak öne çıkıyor. Türkiye için kritik olan döviz kurundaki hareketlilik, dış şoklara karşı hassasiyetini koruyor; ancak TCMB’nin reel sektörü desteklemeye yönelik adımları ve savunma sanayisindeki yapısal fırsatlar, iç dinamiklerde istikrar unsuru olabiliyor. Yatırımcılar için öncelikli odak noktası, jeopolitik gerilimin enerji fiyatlarına yansımasının kalıcılığı ve Fed’in bu gelişmeler karşısında izleyeceği politika yol haritasıdır. Kısa vadede volatilite devam ederken, savunma sanayisi gibi yapısal avantajları olan sektörler ile döviz dönüşüm desteklerinden faydalanan ihracat odaklı şirketler dikkat çekmeye devam edecektir.