Hisse, fon veya piyasa aracı ara

Finansyum’da BIST hisseleri, TEFAS fonları ve analiz içeriklerine hızlıca ulaşın.

makroekonomik analiz

Makroekonomik Analiz: Enflasyon, Faiz ve Para Politikası – 25.09.2026

Küresel makroekonomik manzara şu anda klasik “büyüe-enflasyon” ikileminin ötesinde, arz şoklarının finansal koşulları nasıl yeniden şekillendirdiğine odaklanıyor. ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin 2007 sonrası zirvelere tırmanması ve petrolün kritik eşiklerin üzerinde seyretmesi, sadece likidite sıkışıklığını değil, enflasyon beklentilerinin kalıcılığını da gündeme getiriyor. Bu ortamda Türkiye’nin makro dengesi, içerdeki dezenflasyon sürecinin direnci ile dışardaki sert para koşulları arasında sıkışmış durumda.

Enflasyon ve Faiz: Arz Şoklarının Tahvil Piyasasına Yansıması

makroekonomik analiz Finansyum

Küresel piyasaların odağındaki en belirleyici gelişme, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yüzde 5,11 seviyesine yükselerek 19 yılın zirvesini görmesi. Bu hareketin arkasında yalnızca Fed’in şahin duruşu değil, petrol fiyatlarının yeniden 100 dolar bandına yaklaşması ve taşıma maliyetlerindeki patlama yatıyor. GlobalData TS Lombard’ın başekonomisti Steven Blitz’in vurguladığı üzere, şu anki tahvil piyasası hareketi aslında “petrol üzerine yapılan bir bahis”. Enerji arzındaki kırılganlık (Kızıldeniz sigorta primlerinin üçe katlanması gibi gelişmeler), enflasyonist baskıları kalıcı hale getiriyor. Bu durum, yatırımcıların uzun vadeli tahvillerden daha yüksek getiri talep etmesine neden oluyor.

ABD ekonomisinin güçlü PMI verileri (imalat sanayi 57, hizmetler 58,7) ve artan borçlanma ihtiyacı, faiz beklentilerini yukarı taşıyor. Para piyasalarında Fed’in gelecek ayda 25 baz puanlık bir artış fiyatlaması yüzde 70’lere ulaşmış durumda. Bu bağlamda dolar endeksinin (DXY) yaklaşık iki aylık zirvesi olan 101,24 seviyesinde işlem görmesi, küresel likiditenin ABD merkezli toplandığını ve gelişmekte olan ülkelere yönelik baskıyı artırdığını gösteriyor.

Büyüme ve İstihdam: İç Talep Zayıflaması ile Dış Şoklar Karşılaşması

TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın New York’taki sunumunda işaret ettiği üzere, Türkiye’de veriler “zorlu arz koşullarına rağmen dezenflasyon sürecinin devam ettiğine” işaretiyor. Ancak bu süreç iç talebin zayıflamasıyla şekilleniyor. Büyümenin hız kesmesi ve istihdam dinamiklerindeki yavaşlama, talep tarafındaki baskıyı azaltırken enflasyondaki düşüşün sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynuyor.

Karahan’ın vurguladığı gibi, kira enflasyonundaki iyileşme ve talepteki yavaşlama dezenflasyonu desteklerken; ulaştırma hizmetlerindeki katılık bu süreci dengeleyen unsurlar arasında yer alıyor. TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) tutanakları da jeopolitik gelişmelerin enerji ve tarım emtiaları üzerinden enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturduğunu teyit ediyor. Küresel ölçekte zayıf büyüme beklentisi (2026 için yüzde 1,7) Türkiye’nin ihracat ortaklarının talebini sınırlayarak dış ticareti üzerinden büyüme üzerindeki baskıyı artırıyor.

Cari Denge ve Rezervler: Kurun Aktarım Mekanizması

Dışa bağımlılık açısından kritik olan cari denge, hem enerji fiyatlarındaki artış hem de kur hareketleri üzerinden etkileniyor. ABD tahvil faizlerindeki yükseliş ve doların güçlenmesi, Türkiye’de döviz kurları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratıyor. USD/TRY paritesindeki son seyir, küresel risk iştahındaki daralma ile birlikte yurt içi yerleşiklerin Türk lirasına olan talebinin korunması çabasıyla şekilleniyor.

TCMB Başkanı Karahan’ın belirttiği gibi, yurt içi yerleşiklerin TL talebi güçlü seyrediyor. Bu durum, kurun enflasyona tam ve anında yansıma riskini taşıyor ancak aynı zamanda cari açığın finansmanındaki volatiliteyi de azaltıcı bir etki yaratıyor. Enerji faturasının yükselmesi cari denge üzerinde baskı oluştururken, yurt içi talebin zayıflaması ithalat hacmini kısmen dengeliyor. Rezervler açısından ise küresel risk priminin artması ve sermaye çıkışlarına karşı korunma ihtiyacı, rezerv yönetiminin dikkatli bir seyir izlemesini gerektiriyor.

Finansal Koşullar: Sermaye Akımları ve Borsa Dinamikleri

Küresel risk iştahındaki daralma, gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarına yönelen sermaye akımlarında oynaklığa yol açıyor. BIST 100 endeksindeki son düşüşler (20 günlük bazda yüzde 11’in üzerinde kayıp), küresel tahvil faizlerindeki sert yükselişin emtia ve gelişmekte olan ülke varlıkları üzerindeki baskısını yansıtıyor. Özellikle finansal kiralama-faktoring gibi sektörlerdeki gerileme, kredi maliyetlerinin artması ve risk algısının yükselmesinden kaynaklanıyor.

Bankacılık endeksindeki görece direnç ise, yüksek faiz ortamında bankaların net faiz marjlarındaki olumlu etkiye rağmen, kredi büyümesindeki yavaşlama nedeniyle sınırlı kalıyor. Küresel piyasalardaki teknoloji hisselerindeki satışların BIST’teki sanayi endekslerine de yansıması (20 günlük bazda yüzde 14’e yakın kayıp), dış finansal koşulların yerli varlık fiyatlamaları üzerindeki doğrudan aktarımını gösteriyor.

Jeopolitik Gelişmelerin Makro Etkileri: Enerji ve Tedarik Zinciri Riski

Jeopolitik gelişmeler, Türkiye için doğrudan bir savaş riskinden ziyade, enerji maliyetleri ve tedarik zincirleri üzerinden makro sonuçlar doğuruyor. Kızıldeniz’deki gerilim nedeniyle Suudi petrol sevkiyatlarında sigorta primlerinin üçe katlanması ve alternatif rotaların pahalanması, küresel enflasyonun “ikinci dalga” etkisini güçlendiriyor. Bu durum, TCMB’nin de tutanaklarında belirttiği gibi, enerji arzı ve taşıma maliyetlerindeki belirsizliğin gelecekteki fiyat seyri açısından belirleyici olmaya devam edeceğini gösteriyor.

Türkiye için bu ortamda en kritik risk, jeopolitik şokların iç enflasyon beklentilerini bozması ve kur üzerinden ikinci el enflasyonist baskılar yaratması. TCMB’nin dezenflasyon sürecini sürdürme kararlılığı, dışardaki sert para koşulları (yüksek ABD faizleri) ile içerdeki talebin zayıflaması arasında bir denge kurmayı gerektiriyor. Dış borçluluk ve cari finansman ihtiyacı göz önüne alındığında, küresel likiditenin sıkışması Türkiye’nin politika alanını daraltıyor.

Sonuç: Mekanizmaların Etkileşimi

Özetle, şu anki makro dinamikler şunu gösteriyor: Küresel enflasyonun kalıcılığı (özellikle enerji kanalıyla) ABD tahvil faizlerini yukarı taşıyor; bu da doları güçlendirip gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını kısıtlıyor. Türkiye’de iç talep zayıflaması ve kira enflasyonundaki iyileşme dezenflasyonu desteklerken, dışardaki enerji şoku ve kur baskısı bu süreci zorluyor. TCMB’nin politika duruşu, jeopolitik risklerin yarattığı yukarı yönlü enflasyonist risklere karşı dikkatli bir dengeleme üzerine kurulmuş durumda. Yatırımcılar için izlenecek yol haritası, Fed’in faiz politikasındaki netleşme ve küresel enerji arz güvenliğindeki gelişmelerin Türkiye’nin cari dengesi ve kur dinamiklerine olan etkisini takip etmekten geçiyor.

—

Finansyum Analiz Ekibi

Finansyum Araştırma & Veri Ekibi

Yorum yapın