makroekonomik analiz: Küresel makroekonomik manzara, jeopolitik gerilimlerin yarattığı arz şoklarıyla merkez bankalarının para politikaları arasındaki gerginlik üzerine kuruludur. Türkiye ekonomisi de bu küresel döngünün içinde, hem dış finansal koşulların belirsizliği hem de iç talebin yapısal kırılganlığı nedeniyle benzersiz bir fiyatlanma dinamiği sergilemektedir. Günün verileri ve piyasa beklentileri incelendiğinde, enflasyonun tek başına bir para politikası sorunu olmaktan çıkıp, enerji maliyetleri, kur geçişkenliği ve küresel büyüme yavaşlamasının kesişim noktasında şekillenen çok boyutlu bir risk olarak görüldüğü açıkça ortaya çıkmaktadır.
İçindekiler
Enflasyon Görünümü ve Beklenti Yönetimi

TCMB’nin Ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi, enflasyon beklentilerindeki ince ama kritik değişimleri gözler önüne sermektedir. Tüketici Fiyat Endeksi’nde (TÜFE) yıl sonu artış beklentisi yüzde 29,61’dan yüzde 29,63’e yükselerek hafif bir yukarı yönlü baskıyı işaret ederken, kısa vadeli aylık TÜFE artışı beklentisi yüzde 1,97’den yüzde 2,11’e çıkmıştır. Bu durum, enflasyonun hala “yapışkan” olduğunu ve beklenenden daha dirençli seyrettiğini göstermektedir. Uzun vadede ise 24 ay sonrası için beklentinin yüzde 18,32’den yüzde 17,94’e gerilemesi, orta vadeli enflasyon hedeflemesinin hala umut verici bir perspektif sunduğunu ancak bu sürecin yavaş ilerlediğini doğrulamaktadır.
Küresel ölçekte ise enerji fiyatlarındaki oynaklık, enflasyonun ana itici gücü olmaya devam etmektedir. TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) tutanaklarında da belirtildiği üzere, jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji ve tarım emtia fiyatları, enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaktadır. ABD’nin Bej Kitap raporu da benzer bir tabloyu yansıtarak, petrol ve girdi maliyetlerindeki artışın şirketlerin fiyatlarını yükselttiğini, ancak tüketici harcamalarının yatay seyrettiğini vurgulamıştır. Bu zıtlık, küresel talebin soğuduğu ama arz kısıtlarının enflasyonu beslediği bir “stagflasyonist” riskin varlığına işaret etmektedir.
Faiz Farklılıkları ve Kur Aktarımı
Merkez bankalarının politika yaklaşımlarındaki farklılık, kur fiyatlanmasında belirleyici rol oynamaktadır. Fed Başkanı Kevin Warsh’ın açıklamaları, ABD’nin güçlü yatırım artışına rağmen fiyat istikrarı konusunda kararlı olduğunu ve destekleyici duruşu kısmen geri çektiğini göstermektedir. Ancak, ABD enflasyonundaki yumuşama işaretleri (özellikle Euro Bölgesi’nde yüzde 2,8’e gerileyen enflasyonla paralel olarak) Fed’in faiz artırımı beklentilerini azaltmış, bu da ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin düşüşüne ve Dolar Endeksi’nin zayıflamasına neden olmuştur.
Türkiye açısından bu durum karmaşık bir aktarım mekanizması yaratmaktadır. TCMB’nin Ekim ayı toplantısında (22 Ekim) faiz kararı beklenirken, piyasa beklentileri indirim yönünde yoğunlaşmıştır. Piyasa Katılımcıları Anketi’nde politika faizi beklentisinin yıl sonu için yüzde 36’dan aşağıya doğru gerilemesi ve 12 ay sonrası için yüzde 29,01’e inmesi, TCMB’nin enflasyonla mücadelede “beklenti yönetimi” aracını kullanarak faizleri düşürmeye çalıştığını göstermektedir. Ancak, küresel tahvil faizlerindeki dalgalanma ve jeopolitik risk primi, TL’nin değerinde oynaklığa yol açmaktadır. Dolar/TL beklentilerinin yıl sonu için 51,5471’e gerilemesi ancak 12 ay sonrası için 59,2596’ya çıkması, kısa vadede kur istikrarı umudu ile orta vadedeki değer kaybı riski arasındaki gerilimi özetlemektedir.
Büyüme, Cari Denge ve Sermaye Akımları
Küresel büyüme görünümü zayıf kalmaya devam ederken, Türkiye’nin dış ticaret ortaklarının ihracat paylarıyla ağırlıklandırılan küresel büyüme endeksinin 2026 için yüzde 1,6 olarak öngörülmesi, dış talebin sınırlı olduğunu göstermektedir. TCMB anketine göre cari yıl GSYH artış beklentisi yüzde 3’ten yüzde 2,9’a gerilerken, cari işlemler açığı beklentisi de 50,1 milyar dolardan 48,5 milyar dolara inmiştir. Bu iyileşme, iç talebin yavaşlaması ve ithalatın daralmasıyla ilişkili olabilir; ancak bu tür bir “açık kapatma” mekanizması, büyümenin maliyetini gölgelemektedir.
Sermaye akımları açısından bakıldığında, gelişmiş ülkelerde faiz artırım beklentilerinin güçlenmesi (özellikle İngiltere’de BoE’nin faiz artırımı beklenirken) ve jeopolitik risklerin yüksek seyri, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye girişlerini kısıtlamaktadır. S&P’nin İngiltere’nin kredi notunu koruması ancak mali konsolidasyon uyarısında bulunması, küresel yatırımcının risk algısının hala hassas olduğunu göstermektedir. Türkiye’de BIST 100 endeksindeki düşüş eğilimi ve banka hisselerindeki volatilite, bu dış baskının yerel piyasalardaki yansımasıdır. Petrol fiyatlarındaki IEA müdahalesiyle gelen arz artışı beklentisi, kısa vadeli enerji maliyetlerini hafifletebilir ancak uzun vadeli jeopolitik risk primini ortadan kaldırmaz.
Finansal Koşullar ve Gelecek Senaryolar
Finansal koşulların sıkılığı, TCMB’nin faiz indirimleri ile küresel likidite koşulları arasında bir denge kurmasına bağlıdır. TCMB’nin politika faizi beklentilerinin gerilemesi, iç talebi canlandırma çabası olarak yorumlanabilir; ancak bu adım, enflasyon beklentilerindeki yukarı yönlü hareket ve küresel risk iştahındaki dalgalanmalarla birlikte değerlendirilmelidir. Yapay zeka gibi teknolojik gelişmelerin uzun vadede arz şoku yaratarak enflasyonu düşürmesi mümkün olsa da, kısa vadeli gerçeklik enerji fiyatlarındaki belirsizlikler ve tedarik zinciri riskleri üzerine kuruludur.
Sonuç olarak, Türkiye ekonomisi şu anda içteki “beklenti yönetimi” çabası ile dıştaki “jeopolitik-enflasyonist” baskılar arasında sıkışmış durumdadır. Kurun fiyatlanmasında sadece faiz farkları değil, enerji maliyetleri ve küresel büyüme yavaşlamasının yarattığı talep daralması da kritik belirleyicilerdir. Yatırımcıların odaklanması gereken nokta, TCMB’nin enflasyon hedefine ulaşmada ne kadar esnek davranabileceği ve küresel merkez bankalarının (özellikle Fed’in) politikalarındaki ani dönüşlerin sermaye akımlarına etkisidir. Enerji fiyatlarındaki düşüş eğilimi olumlu bir gelişme olsa da, jeopolitik risk priminin kalıcılığı, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacını ve kur dinamiklerini şekillendirmeye devam edecektir.
—
Finansyum Analiz Ekibi
Kaynak: aa.com.tr
