İçindekiler
Ne Oldu?

Küresel piyasalarda hakim olan temel dinamik, ABD tahvil faizlerinin çok yıllık zirvelere tırmanmasıyla birlikte enflasyon beklentilerinin yeniden yükselmesidir. 10 yıl vadeli ABD tahvili getirisi 5.234% seviyesine kadar çıkarken, uzun vadeli 30 yıllık tahvil oranları da 5.56% bandında seyretmektedir. Bu durum, sadece borçlanma maliyetlerini değil, tüm riskli varlıkların fiyatlamasını doğrudan etkileyen “risk-free” getiri referansını yukarı çekmiştir. Faizlerin bu seviyeye ulaşmasındaki itici güç, küresel enflasyondaki yapışkanlık ve merkez bankalarının sıkı para politikasına devam etme ihtimali algısıdır. Yatırımcılar, Fed‘in faiz indirimlerini erteleyebileceği veya daha az indirime gidebileceği senaryolarını fiyatlamaktadır.

Bu makroekonomik baskının yanı sıra enerji piyasalarında jeopolitik riskler ve diplomatik gelişmeler arasında bir denge arayışı yaşanmaktadır. ABD ile İran arasındaki görüşmeler için Katar aracılığıyla hazırlıklar devam ederken, bu diplomasi çabaları petrol fiyatlarının aşırı yükselişini kısmen frenlemiştir. Ancak, ABD Yüksek Mahkemesi’nin enerji şirketlerine yönelik iklim davalarında yargıtay üyesinin görevden alınması gibi gelişmeler ve Irak Havayolları’nın İran seferlerini yeniden başlatması, bölgedeki gerilimin tamamen çözülmediğini, ancak ticari kanalların açık tutulduğunu göstermektedir. Bu ikili yapı; bir yandan faizlerin yükselişiyle risk iştahını kısıtlarken, diğer yandan enerji fiyatlarındaki jeopolitik primle enflasyonist baskıyı sürdürmektedir.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Piyasalar şu anda “daha uzun süre için daha yüksek faiz” (higher for longer) senaryosunu aktif olarak fiyatlamaktadır. ABD tahvil piyasasındaki satış baskısı, özellikle ipotek kredileri ve kredi kartı borçları gibi tüketici finansmanının maliyetini doğrudan etkilediği için reel ekonomi üzerindeki sıkılaştırıcı etkiyi güçlendirmektedir. Altın piyasasında ise “lustre dims” (parlaklığın solması) ifadesiyle özetlenen bir zayıflama trendi gözlenmektedir. Faiz getirisi arttıkça, faiz getirmeyen altının fırsat maliyeti yükselmekte ve yatırımcılar tahvil tarafına kayış yapmaktadır. Bitcoin gibi kripto varlıklar da benzer şekilde yüksek tahvil faizleri ve bölgesel jeopolitik belirsizlikler nedeniyle baskı altında kalmıştır; 83.000 dolar seviyesindeki düşüş, likidite tercihlerinin güvenli limanlara ve nakit eşdeğerlerine kaydığını göstermektedir.
Enerji piyasasında ise çelişkili sinyaller hakimdir. ABD-İran görüşmeleri umudu fiyatların zirveden geri çekilmesine neden olurken, aynı anda ABD Yüksek Mahkemesi’nin enerji sektörüyle ilgili kararları ve küresel arz kısıtları petrolün tabanını yukarıda tutmaktadır. Bu durum, enflasyonun yapışkan kalma riskini artırarak merkez bankalarının elini güçlendirmektedir. Ticaret alanında ise ABD ve Çin arasındaki $60 milyarlık tarif indirimleri olumlu bir gelişme olsa da, nadir topraklar konusundaki anlaşmazlıklar küresel tedarik zinciri endişelerini tamamen gidermemiştir. Bu bağlamda piyasalar, büyüme beklentilerindeki yavaşlama ile enflasyonist baskılar arasındaki gerilimi (stagflation risk) mercek altına almıştır.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye için bu küresel gelişmelerin aktarım kanalları doğrudan kur, faiz ve sermaye akışları üzerinden işlemektedir. ABD tahvil faizlerindeki artış, emekleme usulü kurla çalışan ülkelerdeki reel getiri farkını daraltarak cari açık finansmanında zorluk yaratabilir. Ancak Türkiye’nin kendi iç dinamikleri de bu süreci şekillendirir. Cumhurbaşkanlığı Erdoğan’ın fon krizi ortasında sistemin sağlıklı olduğunu vurgulaması, yerel yatırımcıda güven oluşturmaya yönelik bir politika iletişimidir. Bu tür açıklamalar, kısa vadeli volatiliteyi sınırlayabilir ancak küresel likidite sıkışıklığı karşısında tek başına yeterli olmayacaktır.
Borsa İstanbul‘da ise şirket bazında gelişmeler dikkat çekmektedir. Akbank’ın takipteki kredi alacaklarını varlık yönetimlerine satması, bilanço kalitesini iyileştirme ve sermaye yeterliliğini koruma çabası olarak okunabilir. Mia Teknoloji’nin Katar merkezli Barzan Holdings ile savunma teknolojileri alanında iş birliği yapması ise yerel şirketlerin bölgesel jeopolitik risklere rağmen ticari fırsatları değerlendirme kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir. Ancak genel piyasa için dış finansman koşullarının pahalılaşması, borçlu şirketler için faiz giderlerini artırarak kârlılığa baskı kurma potansiyeli taşımaktadır. SPK‘nın 37 kişi hakkında suç duyurusu kararı ise regülasyon ortamındaki sıkılığı ve denetim mekanizmalarının aktif olduğunu hatırlatarak piyasa disiplinine katkı sağlamaktadır.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana senaryoda ABD enflasyon verilerinin beklentileri karşılamaya devam etmesi durumunda tahvil faizleri daha da yükselebilir, bu da gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışlarını hızlandırabilir. Altın ve kripto varlıklarındaki düşüş trendi derinleşebilir. Enerji fiyatlarında jeopolitik bir şok yaşanması ise enflasyonu ani olarak yukarı iterek merkez bankalarını daha agresif sıkılaşmaya zorlayabilir.
Karşı senaryoda ise ABD-İran görüşmelerinde beklenmedik bir ilerleme kaydedilmesi veya Çin-Amerika ticaret müzakerelerinde nadir topraklar konusunda çığır açılması, risk iştahını aniden canlandırabilir. Bu durumda tahvil faizlerindeki artış hızı yavaşlayabilir ve altın gibi varlıklar teknik düzeltme sonrası yeniden alım fırsatları sunabilir. Ayrıca ABD Yüksek Mahkemesi’nin enerji şirketleri aleyhine vereceği olası kararlar, uzun vadede fosil yakıt yatırımlarını azaltarak arz kısıtlarını derinleştirebilir; bu da petrol fiyatlarını jeopolitik risklerden bağımsız olarak yapısal olarak yukarıda tutabilir. Türkiye açısından karşı senaryo, küresel likiditenin iyileşmesi ve yerli regülasyonların (SPK denetimleri gibi) piyasa güvenini artırmasıyla kur istikrarının korunabilmesidir.
Finansyum Sonucu
Mevcut havuz verileri, finansal sistemin “faiz-enflasyon-jeopolitik” üçgeninde sıkıştığını göstermektedir. ABD tahvil faizlerindeki çok yıllık zirveler, küresel likiditenin pahalılaştığının ve riskli varlıklardan nakite veya güvenli limanlara kaymanın devam edeceğinin en güçlü göstergesidir. Türkiye piyasaları için bu ortamda dış şoklara karşı dirençli olmak kritik öneme sahiptir. Yerel şirketlerin bilanço güçlendirme çabaları (Akbank örneği gibi) ve regülasyonun sıkılaştırılması (SPK kararı), sistemin içsel sağlamlığını artıran unsurlardır. Ancak küresel faiz ortamının henüz dönüşüm noktasına ulaşmadığı unutulmamalıdır. Yatırımcılar için stratejik yaklaşım, jeopolitik risklerin enerji fiyatlarındaki volatilitesini takip ederken, yüksek getiren tahvil varlıklarının çekiciliğini göz ardı etmemek olmalıdır. Türkiye’de ise kur ve faiz dinamikleri küresel likidite koşullarından bağımsız hareket edemeyeceği için, dış finansman maliyetlerindeki artışın reel sektöre yansıması izlenmelidir.