Ne Oldu?
Küresel piyasalarda bugün baskın olan tema, Orta Doğu’daki askeri gerilimin enerji tedarik zincirine ve dolaylı olarak finansal varlıklara yansımasıdır. İran destekli Husi güçlerinin Suudi Arabistan’da bulunan Saudi Aramco’nun Cizan petrol tesislerine yönelik saldırıları, bölgedeki enerji altyapısına doğrudan müdahale sinyali vererek küresel ham petrol fiyatlarını yukarı itti. Brent petrolün varil başına 98 dolar seviyesinin üzerine çıkması ve WTI’nin de benzer bir yükseliş trendinde olması, savaşın ekonomik maliyetlerinin somutlaşmaya başladığını gösteriyor.
Bu gelişmeyle paralel olarak Hürmüz Boğazı’nda güvenli denizcilik anlaşmasına yönelik umutlar yatırımcılar tarafından temkinle karşılanıyor; iyimserliklerin kısa sürede değişebileceği endişesi, risk iştahını kısıtlıyor.
Diğer yandan, emtia piyasalarında altın hem jeopolitik belirsizliğin bir sığınak varlığı olarak hem de Çin Merkez Bankası’nın (PBOC) rezervlerine 650 bin ons ekleyerek kesintisiz alım serisini 22 aya taşıması nedeniyle güçlü bir talep görüyor. Gram altının 6 bin 874 liradan işlem görmesi, doların görece zayıflamasına ve tahvil faizlerindeki yükselişin hız kesmesine rağmen devam eden talebin göstergesi olarak değerlendiriliyor. Çin’in yüksek fiyatlara rağmen altın alımını sürdürmesi, merkez bankalarının rezerv çeşitlendirmesindeki yapısal değişimi teyit ediyor.
Makroekonomik verilerde ise Asya’da doların zayıflaması ve Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) faiz artışlarına temkinli yaklaşımı dikkat çekerken, Türkiye açısından Ağustos ayı ihracat rakamları ve elektrik talebi büyümesi olumlu bir tablo sunuyor. Koç Holding’in Tüpraş’taki pay satış sürecini tamamlaması ise yerel şirketlerin sermaye yapısında önemli bir dönüşümü işaret ediyor.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Piyasalar şu anda iki ana kutup arasında gidip gelen bir fiyatlama davranışı sergiliyor: Bir yanda enerji krizi korkusu, diğer yanda merkez bankalarının para politikası temkinliliği. Orta Doğu’daki saldırılar, petrol arzındaki daralma riskini ön plana çıkararak enflasyonist baskıları yeniden gündeme taşıdı. Analistler, enerji maliyetlerinin gerilememesi durumunda küresel enflasyon riskinin varlığını koruduğunu ve bu nedenle merkez bankalarının şahin tutumunu sürdürebileceğini belirtiyor. Bu bağlamda ABD’de açıklanacak olan enflasyon verileri, Fed’in politika adımlarına ilişkin beklentilerde oynaklığa neden olacak kritik bir tetikleyici olarak görülüyor.
Bitcoin gibi riskli varlıklar ise hem petrol baskısı hem de küresel likidite endişeleri nedeniyle 78 bin dolar seviyesine geriledi. Bu düşüş, yatırımcıların jeopolitik şoklar karşısında nakit ve altın gibi güvenli limanlara yöneliminin arttığını gösteriyor. Asya para birimlerinde yaşanan yükseliş ve dolardaki zayıflama ise BOJ’un gelecekteki faiz adımlarına dair beklentilerle şekilleniyor; merkez bankasının büyük şoklardan kaçınmak için küçük adımlarla ilerlemeyi tercih etmesi, bölgesel para birimlerine destek veriyor.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye ekonomisine baktığımızda, dış ticarette güçlü bir seyir devam ediyor. Ağustos ayı ihracat verileri, İstanbul’un 5 milyar 503 milyon dolarla en büyük ihracatçı il olduğunu gösterirken, Kocaeli ve İzmir de önemli artışlar kaydetti. Bu durum, Türkiye’nin üretim kapasitesinin dış talebe yanıt verme gücünün korunduğunu teyit ediyor. Ayrıca Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) raporuna göre, Türkiye elektrik talebi IEA ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ülke konumunda; 2035 yılında talebin 510 teravatsaat seviyesine ulaşması bekleniyor. Bu veri, enerji altyapısına yönelik yatırımların ve sektörün büyüme potansiyelinin yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
Borsa İstanbul açısından ise Koç Holding’in Tüpraş’taki pay satış işleminin tamamlanması, hisse senedi piyasasında likidite ve sahiplik yapısında bir netlik sağladı. İşlem sonucunda Temel Ticaret ve Yatırım A.Ş.’nin doğrudan pay sahipliği oranı sıfıra düşerken, Koç Holding’in toplam sahiplik oranı %50,1 seviyesine geriledi ancak yönetim kontrolü elinde tutuldu. Bu gelişme, enerji sektöründeki kurumsal yapılandırmada bir dönemin kapandığını ve yeni bir dengenin başladığını gösteriyor. Altın fiyatlarındaki temkinli yükseliş ise yerel yatırımcılar için portföy çeşitlendirmesinde hala aktif bir araç olarak kalmasını sağlıyor.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana senaryoda, Hürmüz Boğazı’nda güvenli denizcilik anlaşmasının nihai hale gelmesiyle birlikte petrol fiyatlarında geçici de olsa düşüş yaşanabilir. Ancak bu iyimserlik kısa sürerse ve İran-ABD gerilimi tırmanmaya devam ederse, Brent petrolün 100 dolar barajını zorlaması muhtemeldir. Bu durumda küresel enflasyon beklentileri yeniden yükselerek merkez bankalarının faiz indirimlerini ertelemesine veya durdurmasına neden olabilir; bu da riskli varlıkların (hisse, kripto) üzerinde baskı yaratır ve dolar endeksinin güçlenmesine yol açabilir.
Karşı senaryoda ise jeopolitik gerilimin beklenenden daha hızlı sönümlenmesi ve enerji tedarikindeki kesintilerin minimal kalması söz konusu olabilir. Bu durumda petrol fiyatlarındaki düşüş, enflasyonist baskıları hafifleterek merkez bankalarına politika esnekliği sağlayabilir. Doların zayıflaması devam ederken altının onsu da düzeltme gösterebilir. Türkiye açısından bu senaryo, ithal enerji maliyetlerindeki azalma nedeniyle cari açığın iyileşmesine ve liranın istikrar bulmasına olumlu katkı sağlar; ancak dış ticaret fazlasındaki güçlü seyir (Çin’in %25’lik ihracat artışı gibi örneklerle teyit edilen küresel talep dinamikleri) devam ettiği sürece Türkiye’nin büyüme temelleri sağlam kalır.
Finansyum Sonucu
Piyasalar şu anda jeopolitik risk algısı ile merkez bankalarının para politikası beklentileri arasındaki gerilimde dengeleniyor. Altın, hem Çin’in rezerv alımları hem de sığınak talebi nedeniyle güçlü bir zeminde dururken; petrol fiyatlarındaki yükseliş enflasyon endişelerini yeniden alevlendirerek küresel büyüme görünümünü karartıyor. Türkiye için ihracat verilerindeki artış ve elektrik talebindeki hızlı büyüme, ekonomik temellerin sağlam olduğunu gösterirken, enerji maliyetlerindeki jeopolitik riskler cari denge üzerinde baskı unsuru olmaya devam ediyor. Yatırımcılar için kritik izleme noktası, Orta Doğu’daki diplomatik gelişmelerin petrol arzına yansıma hızı ve ABD enflasyon verilerinin merkez bankası beklentilerini nasıl yeniden şekillendireceği olacaktır.
