Enflasyon makası
Enflasyon makası açısından bu haber; BIST, kur, faiz, emtia ve küresel risk iştahı üzerindeki olası etkisiyle izlenmelidir.
Ne Oldu?
Türkiye ekonomisindeki beklenti makasının genişlemesi, küresel piyasalardaki likidite tedirginliği ve jeopolitik risklerin birleşimiyle piyasa dinamikleri karmaşık bir seyir izliyor. TCMB’nin Ağustos ayı verileri, reel sektörün 12 aylık enflasyon beklentisinin %32,80’e yükseldiğini gösterirken, hane halkının beklentisi de %45,58 seviyesine çıktı. Bu artışlar, piyasa katılımcılarının beklentilerinin (%23,69) gerisinde kalmasıyla enflasyonist psikolojinin hala aktif olduğunu teyit ediyor. Aynı dönemde Finansal Hizmetler Güven Endeksi’nin 150,4’e düşmesi, finans sektöründeki mevcut iş durumunun zayıfladığını ve talebin azaldığını ortaya koyuyor.
Küresel ölçekte ise ABD tahvil faizlerindeki yükseliş (30 yıllık %5,28) ve dolar endeksindeki geçici gerileme emtia piyasalarında volatilite yaratıyor. Altın fiyatları tarihi zirvelere yaklaşırken, Brent petrolün 91 dolar seviyesine gerilemesi enerji tedarikindeki jeopolitik risklerin henüz tam olarak fiyatlama dışına çıkmadığını gösteriyor. ABD-Kanada ticaret gerilimi ve İran yaptırımları belirsizliği, küresel risk iştahını baskılamaya devam ediyor.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Piyasalar şu anda iki zıt akımın çarpıştığı bir noktada fiyatlanıyor: Bir yanda ABD’nin uzun vadeli borçlanma maliyetlerindeki artış ve Fed’in sıkılaştırma sinyalleri, diğer yanda doların zayıflaması ile değerli metallerdeki (altın) rekor yükselişi. UBS analizi, bu durumun kısa vadeli likidite müdahalelerine rağmen yapısal olarak yüksek getiri beklentilerini ve mali açık endişelerini yansıttığını belirtiyor. Yatırımcılar, ABD borç yükü ve Orta Doğu’daki askeri/ekonomik gerilim arasında sıkışmış durumda; bu da altın gibi güvenli limanlara olan talebi artırırken, teknoloji hisseleri başta olmak üzere riskli varlıklarda satış baskısı yaratıyor.
Türkiye’de ise enflasyon beklentilerindeki makas açığı, para politikasının etkilerinin gecikmeli olarak hissedildiğini ve fiyatlanmanın henüz tamamlanmadığını işaret ediyor. Vatandaşın dolar kuru beklentisinin 54,47 TL’ye yükselmesi, kur dinamiklerindeki hassasiyeti koruyor. Finansal Hizmetler Güven Endeksi’ndeki düşüş ise sektördeki likidite sıkışıklığının ve kredi talebinin zayıflamasının somut bir göstergesi olarak piyasa tarafından okunuyor.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye piyasaları için en kritik gelişme, reel sektör ve hane halkı beklentilerinin yükselmesi ile finansal hizmetler güveninin düşmesi arasındaki tezatlık. Reel sektörün %32,80’lik yüksek beklentisi, maliyetlerin sürekli artacağını fiyatladığını gösterirken; Finansal Hizmetler Güven Endeksi’nin 150,4’e gerilemesi, bankaların ve finans kuruluşlarının mevcut konjonktürde daha temkinli davrandığını ve iş yükümlülüklerini azalttığını ortaya koyuyor. Bu durum, BIST’de finans sektörünün karlılık beklentilerini baskılayıcı bir faktör olarak karşımıza çıkıyor.
Dışarıdan gelen şoklar (petrol fiyatlarındaki dalgalanma ve dolar endeksindeki hareketler) Türkiye’nin cari açık dinamiklerini etkileyerek kur tarafında oynaklığı sürdürüyor. Vatandaşın yatırım tercihlerinde altını (%41,3 ile ilk sırada) koruması, yerel para birimi varlıklarına olan güven eksikliğini ve enflasyonist risklere karşı korunma ihtiyacının devam ettiğini gösteriyor. BIST genelinde ise küresel teknoloji satış dalgası ve ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, yurt dışı sermaye akışındaki tedirginliği artırarak yerli endekslerde yukarı yönlü hareketlerin sınırlarını zorluyor.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana senaryoda, TCMB’nin sıkılaştırma sürecini sürdürmesi ve enflasyon beklentilerindeki makasın zamanla kapanması bekleniyor. Ancak karşı senaryo olarak, reel sektörün yüksek maliyet beklentilerinin fiyatlara yansımasıyla enflasyonda ikinci bir dalga yaşanabilir. Bu durumda Finansal Hizmetler Güven Endeksi’ndeki düşüş daha da derinleşebilir ve kredi kanalı üzerinden ekonomik aktiviteyi baskılayarak BIST’ten sermaye çıkışlarına yol açabilir.
Küresel riskler açısından, ABD-Kanada ticaret savaşının genişlemesi veya İran yaptırımlarının Hürmüz Boğazı’nda fiziksel tedarik kesintilerine dönüşmesi, petrol fiyatlarını ani şekilde yukarı iterek Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde enflasyonist baskıları şiddetlendirebilir. Ayrıca ABD tahvil faizlerindeki yükselişin kalıcı hale gelmesi, gelişmekte olan piyasa para birimleri üzerinde ek baskı oluşturabilir.
Finansyum Sonucu
Piyasalar şu anda “beklenti-enflasyon” ve “likidite-risk” ekseninde sıkışmış durumda. Türkiye’de reel sektörün %32,80 gibi yüksek enflasyon beklentisi ile finansal hizmetler güveninin 150,4’e düşmesi arasındaki tezatlık, ekonomik politikanın geçici etkilerinin ve yapısal zorlukların aynı anda hissedildiğini gösteriyor. Yatırımcılar için kritik olan, TCMB’nin bu yüksek beklenti ortamında politikasının ne kadar hızlı ve net bir şekilde sertleşebileceği; küresel ölçekte ise ABD tahvil faizlerindeki direncin kırılıp kırmayacağıdır. Altın gibi varlıklardaki rekorlar, mevcut jeopolitik ve makroekonomik belirsizliklerin hala piyasa önceliğinde olduğunu teyit ediyor. BIST’de kısa vadeli hareketlilik devam ederken, orta vadede finansal hizmetler sektöründeki güven endeksindeki iyileşme takibi gereken ana göstergedir.
