Finansyum Analizi
Geçen hafta küresel piyasalar, merkez bankalarının para politikası yönelimleri ile jeopolitik risklerin kesişiminde yoğun bir volatilite ve yön arayışı içinde geçti. Analizin ana tezi, ABD’deki enflasyon verilerinin beklenenden daha “sıcak” gelmesiyle birlikte Fed‘in faiz artırımı beklentilerinin güçlenmesi ve Orta Doğu’daki gerilimin enerji fiyatlarını yukarı taşıması arasında oluşan bir ikilem üzerine kuruludur. Bu iki faktör, risk iştahını baskılayırken tahvil piyasalarında sert bir yeniden fiyatlanmaya neden olmuştur.
ABD tarafında Ağustos ayına ilişkin TÜFE verileri, aylık bazda yüzde 0,4 ve yıllık bazda yüzde 3,4 olarak gerçekleşerek piyasa beklentilerine paralel seyretse de, çekirdek enflasyondaki direnç ve özellikle enerji fiyatlarındaki (benzinin aylık yüzde 3,9 artışı) yükseliş, Fed’in “daha uzun süre yüksek faiz” veya hatta yeni bir sıkılaştırma adımları atması ihtimalini ön plana çıkardı.
Bu gelişme üzerine ABD Hazine tahvil faizleri, özellikle 10 yıllık vadeli getirilerde Ekim 2023’ten bu yana görülmedik seviyelere yaklaşarak yükseldi. Fed Başkanı Kevin Warsh’un Jackson Hole’daki “fiyat istikrarı” vurgusu ve bazı ekonomistlerin (örneğin Sri-Kumar) 50 baz puanlık bir artış çağrısı, piyasalarda faiz artırımının sadece bir ihtimal değil, olası bir senaryo olarak fiyatlanmasına yol açtı.
Citi gibi kurumların “dovish hike” (güvercin duruşlu sıkılaştırma) öngörüsü de olsa, piyasa psikolojisi ağırlıklı olarak sertleşme riskine karşı korunma eğilimindeydi.
Avrupa tarafında ise durum daha da karmaşıktı. Euro Bölgesi’nde Haziran ayı enflasyonunun yüzde 2,8’e gerilemesi umut verse de, ECB‘nin 10 Eylül’de gerçekleştirdiği ve mevduat faizini yüzde 2,50’ye çıkardığı ikinci artırımın ardından, petrolün 100 dolar bandında kalması durumunda yeni artışların gündeme gelebileceğine dair uyarılar (Avusturya Merkez Bankası Başkanı Martin Kocher’in açıklamaları) enflasyon beklentilerini yeniden tetikledi. Bu ortamda Avrupa borsaları haftayı kayıplarla kapatırken, özellikle enerji şoku endişeleri taşıyan sanayi ve lojistik sektörleri baskı altında kaldı.
Jeopolitik riskler ise emtia piyasalarında belirleyici oldu. İran savaşı bağlamında Hormuz Boğazı’ndaki gemi saldırıları ve Husilerin Kızıldeniz kıyısını ele geçirmesi, küresel tedarik zincirlerinde ciddi kesinti riskleri yarattı. Bu durum Brent petrolün 108 dolara kadar yükselmesine neden olurken, Trump’ın “seçimlerden sonra savaş bitecek ve fiyatlar düşecek” açıklaması kısa vadeli bir gevşeme sağlasa da, İran-Galler diyalogları gerilimin devam ettiğini gösterdi. Petrolün 100 dolar üzerindeki seyri, hem ABD’de enflasyonist baskıyı derinleştiriyor hem de ECB için yeniden sıkılaştırma riskini artırarak Avrupa ekonomisine çift yönlü bir darbe vuruyordu.
Türkiye açısından bu gelişmeler doğrudan sanayi maliyetleri ve döviz kuru kanalıyla aktarıldı. Yükselen ABD tahvil faizleri ve dolar endeksindeki güçlenme, USD/TRY üzerinde yukarı yönlü baskı unsuru oldu. Ayrıca, Avrupa’daki talep yavaşlaması riski ve enerji fiyatlarındaki artış, Türkiye’nin ihracat rekabetçiliği ve üretici marjları üzerinde negatif bir etki yarattı. Petrolün yüksek seyri, rafineri ve petrokimya sektörleri için kısa vadeli kâr fırsatı sunsa da, havacılık ve lojistik maliyetlerini artırarak genel ekonomik aktiviteye baskı oluşturdu.
BIST ve Sektörler
Borsa İstanbul (BIST), küresel risk iştahındaki daralma ve döviz kurundaki oynaklık nedeniyle karışık bir seyir izledi. Ancak, yerel dinamikler ve sektörel farklılıklar, endeksin genel eğilimini şekillendirmede belirleyici oldu. Geçen hafta BIST’ta en çok konuşulan konu, küresel faiz artırım beklentilerinin bankacılık sektörü üzerindeki etkisiydi. ABD’deki sıkılaştırma sinyalleri ve Türkiye’nin kendi para politikası takibiyle paralel olarak, bankaların net faiz marjlarındaki (NIM) genişleme potansiyeli, bu sektöre yönelik pozitif bir fiyatlanmayı destekledi.
Bankacılık endeksi, kurumsal yatırımcılar tarafından “faiz artışı kazananı” olarak konumlandırılırken, gayrimenkul ve borçlu şirketler sektörleri yüksek faiz ortamının getiri maliyetlerini artırması nedeniyle baskı altında kaldı.
Otomotiv sektörü ise hem döviz kuru etkisi hem de hammadde maliyetleri açısından karmaşık bir tablo çizdi. Doların yükselişi, ihracatçı otomotiv şirketlerinin dolar bazlı gelirlerini artırsa da, ithal edilen parçaların TL cinsinden maliyetindeki artış ve Avrupa’daki talep yavaşlaması endişesi, sektörün kâr marjlarını sıkıştırdı. Özellikle elektrikli araç dönüşümüne yönelik yatırımların yüksek finansman maliyeti, sektördeki borçluluğun artması riskini de beraberinde getirdi.
Enerji ve rafineri sektörü, petrol fiyatlarındaki yükselişten doğrudan yarar gören tek alan oldu. Petrolün 100 dolar üzerindeki seyri, yerli enerji şirketlerinin gelirlerini desteklerken, petrokimya alt sektöründe ham madde maliyetlerinin artması nedeniyle kâr marjlarında dalgalanmalara yol açtı. Lojistik ve taşımacılık sektörü ise Hormuz Boğazı riski nedeniyle sigorta maliyetlerindeki artış ve rota değişikliklerinden kaynaklanan gecikmelerle negatif etkilendi.
Teknoloji ve yazılım sektöründe, küresel piyasalardaki “yazılım düşüşü” (Figma, Datadog gibi şirketlerin sonuçları sonrası yaşanan satışlar) yerel yatırımcı psikolojisinde de bir temkinlilik yarattı. Ancak BIST’ta teknoloji hisseleri daha çok iç talep ve dijital dönüşüm harcamalarıyla destekleniyor olmasından dolayı, küresel volatiliteye karşı nispeten daha dirençli kaldı. Küçük değerli şirketler (small caps) ise likidite sıkıntısı nedeniyle büyük endekslerin gerisinde kalırken, büyük ölçekli ve temettü verimi yüksek şirketlere yönelik güvenli liman talebi görüldü.
Küresel Piyasalar
Küresel hisse senedi piyasaları, geçen hafta “enflasyon vs. büyüme” ikilemi içinde sıkıştı. ABD’de S&P 500 ve Nasdaq endeksleri, teknoloji ağırlıklı yapısı nedeniyle yüksek tahvil faizlerinden olumsuz etkilendi. Özellikle yapay zeka odaklı momentum hisselerinden kaynaklanan rotasyonlar, endeksin tavan seviyelerinde dirençle karşılaşmasına neden oldu. Kalshi gibi tahmin piyasalarında S&P 500’ün 2026’da 8.000’e ulaşma ihtimalinin artması uzun vadeli iyimserliği korurken, kısa vadede yatırımcılar Fed’in agresif duruşuna karşı kâr realizasyonlarına yöneldi.
Avrupa borsalarında (DAX, Euro Stoxx) ise durum daha zordu. Enflasyonun hala hedefin üzerinde seyretmesi ve enerji fiyatlarındaki şok, tüketici güvenini eritti. FTSE 100 gibi petrol ihracatçı ülkelerin endeksleri, enerji hisselerinin performansı sayesinde daha dirençli kaldı ancak genel sanayi aktivitesindeki yavaşlama endişeleri hakim oldu. Avrupa’da küçük değerli şirketlerin (small caps) S&P 500 ve “Magnificent 7” teknoloji devi şirketlerine kıyasla bu yılki performansının öne çıkması, yatırımcıların büyüme hisselerinden uzaklaşıp daha ucuz fiyatlanmış ve temettü odaklı varlıklara yönelmeye başladığını gösteriyor.
Emtia piyasalarında ise altın ve gümüş, doların güçlenmesine rağmen “güvenli liman” talebiyle yükselişini sürdürdü. Gümüşün 62 dolar üzerindeki açılışı, sanayi talebi ile yatırım talebinin kesişimi olarak değerlendirildi. Bakır gibi sanayi metalleri ise Çin’deki talep beklentileri ve küresel üretim verilerindeki belirsizlik nedeniyle dalgalı bir seyir izledi. Petrol fiyatlarındaki 100 dolar psikolojik seviyesinin test edilmesi, enerji dışındaki emtia kompleksinde de enflasyonist bir zemin oluşturdu.
Döviz piyasalarında ise Japon yeninin faiz farkına dayalı carry trade mekanizmasının kırılması dikkat çekti. Apollo Global Management’in analizi, ABD-Japon faiz farkının artık dolar-yen kurunu belirleyen tek faktör olmadığını, Japonya’nın borç yükünün ve jeopolitik risklerin devreye girdiğini vurguladı. Bu durum, küresel likidite akışlarında yapısal bir değişimin işaretlerini veriyor.
Makro ve Jeopolitik Gelişmeler
Makroekonomik görünümde en kritik gelişme, ABD’deki enflasyonun yapışkanlığıdır. Ağustos TÜFE verisindeki enerji fiyatlarındaki artışın çekirdek enflasyonu da yukarı taşıma riski, Fed’in “bekle-gör” politikasını sorgulatıyor. ECB için ise petrolün 100 dolar bandında kalması, enflasyon hedefine ulaşmayı zorlaştıran ana faktör haline geldi. Bu durum, Avrupa’da faizlerin daha uzun süre yüksek kalmasına veya hatta yeni artışlara yol açabilir ki bu da bölgedeki ekonomik büyüme beklentilerini aşağı çeker.
Jeopolitik riskler ise artık sadece bir “risk primi” unsuru olmaktan çıkıp, temel talep ve arz dengelerini değiştiren bir yapıya büründü. İran savaşı ve Hormuz Boğazı’ndaki tırmanış, küresel enerji ticaretinin kritik arterlerini tehdit ediyor. Bu durum, sadece petrol fiyatlarını değil, genel lojistik maliyetleri ve sigorta primlerini de yukarı çekiyor. Trump’ın “seçim sonrası çözüm” beklentisi kısa vadeli bir nefes aldırsa da, gerçeklik sahadaki gerilimin devamı yönünde. Bu jeopolitik belirsizlik, küresel ticaret rotalarını yeniden şekillendirme riski taşıyor ve bu da uzun vadede enflasyonist baskıları sürdürücü olabilir.
Türkiye açısından makro verilerde ise dış finansman açığı ve cari işlemler dengesi kritik izleme noktaları olmaya devam ediyor. Yükselen küresel faizler, Türkiye’nin borçlanma maliyetini artırarak döviz kuru üzerinde baskı oluşturuyor. Ayrıca, Avrupa’daki talep yavaşlaması, Türkiye’nin ihracat büyüme motorunu zayıflatma riski taşıyor. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi ve dış ticaret verileri gibi yerel göstergeler de ekonomik aktivitenin iç dinamiklerini anlamak için izlenmeli.
Yeni Haftanın Gündemi
Yeni hafta, küresel piyasalar için kritik bir dönüm noktası olacak. ABD’nin 15-16 Eylül’de gerçekleştireceği FOMC toplantısı, haftanın ana odağı olacak. Fed’in faiz artırımı kararı ve özellikle Chair Warsh’un basın toplantısındaki dil, hem hisse senedi hem de tahvil piyasalarında sert hareketlere neden olabilir. Piyasalar, 25 baz puanlık bir artışın “dovish” (güvercin) olarak fiyatlanıp fiyatlanmayacağını izleyecek. Eğer Fed daha agresif bir sinyal verirse, ABD tahvil faizleri yeniden yükselebilir ve dolar endeksi güçlenecektir.
Avrupa’da ise 16 Eylül’de açıklanacak Euro Bölgesi sanayi üretimi verisi ve İngiltere’deki tüketici fiyat enflasyonu (CPI) verileri, ECB ve Bank of England’ın sonraki adımlarına dair ipuçları verecek. Özellikle Avrupa’daki enflasyonun hala yüksek seyretmesi, bölgedeki borsalar için negatif bir tetikleyici olabilir.
Türkiye tarafında ise 15 Eylül’de açıklanacak Merkezi Yönetim Bütçe Denge Tablosu ve tarım ürünleri üretici fiyat endeksi verileri, yerel makro dengeleri anlamak açısından önemli. Ayrıca, uluslararası yatırım pozisyonu verisi, Türkiye’nin dış borç yapısı ve sermaye akışları hakkında kritik bilgiler sunacak. Bu verilerin beklentilerin altında kalması, TL üzerinde ek baskı yaratabilir.
Enerji piyasalarında ise İran-Galler diyaloglarının sonuçları ve Hormuz Boğazı’ndaki gelişmeler petrol fiyatlarını yönlendirmeye devam edecek. Herhangi bir tırmanma veya gerilim artışı, Brent petrolün 105 dolar üzerini test etmesine neden olabilir.
Riskler ve Fırsatlar
Riskler açısından en büyük tehdit, Fed’in beklenenden daha agresif sıkılaştırmasıdır. Bu durum, küresel likiditeyi çekerek gelişmekte olan pazarlara (Türkiye dahil) sermaye çıkışlarına yol açabilir. Ayrıca, jeopolitik risklerin ani bir tırmanma ile enerji fiyatlarını 120 dolar seviyelerine taşıması, küresel enflasyonu yeniden tetikleyebilir ve merkez bankalarını daha sert adımlar atmaya zorlayabilir. Bu senaryoda hisse senedi piyasalarında geniş çaplı düzeltmeler görülebilir.
Fırsatlar ise bu risklerin yarattığı fiyatlanma hatalarında yatıyor. Yüksek faiz ortamında, güçlü nakit akışına sahip ve borç yükü düşük şirketler (özellikle bankalar ve enerji sektöründeki liderler) uzun vadede değerli olabilir. Ayrıca, petrol fiyatlarındaki yükselişin lojistik maliyetleri artırması, yerel üretim yapan ve ithalata bağımlılığı düşük şirketlerin rekabet avantajını güçlendirebilir. Küresel piyasalardaki aşırı satışlar, kaliteli teknoloji hisseleri için uzun vadeli giriş fırsatları sunabilir.
Finansyum Haftalık Görünümü
Finansyum’un haftalık görünümünde, küresel piyasaların “bekle-gör” modunda olduğu ve FOMC toplantısının yön belirleyici olacağı öngörülmektedir. ABD’de enflasyonun yapışkanlığı ve jeopolitik riskler, volatiliteyi yüksek tutacaktır. Yatırımcıların portföylerini bu belirsizliğe karşı dengeli bir şekilde yönetmeleri, sektörel rotasyonlara dikkat etmeleri önemlidir.
Türkiye için ise döviz kuru hareketleri ve yerel makro verilerdeki gelişmeler önceliklidir. Avrupa’daki talep yavaşlaması riskine karşı ihracat odaklı şirketlerin performansını izlemek, enerji maliyetlerindeki artışa karşı ise alternatif enerji yatırımlarına sahip şirketlere yönelmek mantıklı olabilir. Genel olarak, yüksek faiz ve jeopolitik risk ortamında temkinli bir yaklaşım ve likiditeye önem veren bir strateji benimsenmelidir.
—
Finansyum Analiz Ekibi
Gelecek Haftanın Ekonomik Takvimi
| Saat | Ülke | Gösterge | Öncelik | Açıklanan | Beklenen | Önceki |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 10:30 | İsviçre | SNB Mevduat Gösterge Faiz Oranı |
| - | - | - |
| 10:00 | Türkiye | Tüketici Güveni |
| - | - | 90,8 |
| 15:30 | ABD | Dayanıklı Mal Siparişleri (Aylık) |
| - | - | 1,1 |
| 11:00 | Almanya | Ifo İş Dünyası Güven Endeksi |
| - | - | 88,8 |
| 10:30 | Almanya | S&P Global İmalat PMI (Öncü) |
| - | - | 54,3 |
| 11:30 | İngiltere | S&P Global İmalat PMI (Öncü) |
| - | - | 51,7 |
| 11:30 | İngiltere | S&P Global Hizmetler PMI (Öncü) |
| - | - | - |
| 11:00 | Norveç | Norges Gösterge Faiz Oranı |
| - | - | - |
| 10:00 | Türkiye | İş Dünyası Güveni |
| - | - | 102,8 |
| 17:30 | ABD | EIA Ham Petrol Stokları Değişimi |
| - | - | - |
| 17:20 | ABD | Fed Jefferson Konuşması |
| - | - | - |
| 10:00 | İsviçre | Cari İşlemler Dengesi |
| - | - | 15,5 |
| 23:30 | ABD | API Ham Petrol Stok Değişimi |
| - | - | - |
| 04:15 | Çin | Kredi Ana Faiz Oranı (5 Yıl) |
| - | - | %3,5 |
| 04:15 | Çin | Kredi Ana Faiz Oranı (1 Yıl) |
| - | - |
|
| 15:15 | ABD | ADP Haftalık Özel Sektör İstihdam Değişimi |
| - | - | - |
| 16:45 | ABD | S&P Global Hizmetler PMI (Öncü) |
| - | - | - |
| 13:30 | ABD | Fed Goolsbee Konuşması |
| - | - | - |
| 16:45 | ABD | S&P Global Bileşik PMI (Öncü) |
| - | - | - |
| 14:00 | Brezilya | BCB Copom Toplantı Tutanakları |
| - | - | - |
| 16:45 | ABD | S&P Global İmalat PMI (Öncü) |
| - | - | - |
| 15:30 | Kanada | Yeni Konut Fiyat Endeksi (Aylık) |
| - | - | -0,1 |
| 17:30 | Türkiye | Merkezi Yönetim Borcu |
| - | - | 15,463 |
| 11:00 | İspanya | Dış Ticaret Dengesi |
| - | - | -7,69 |
| 17:30 | ABD | EIA Benzin Stokları Değişimi |
| - | - | - |
