İçindekiler
Döviz Piyasası Görünümü

foreks analizi: 19 Ekim Pazartesi günü döviz piyasalarında belirgin bir hareketlilik ve çok yönlü dinamikler hakim oldu. Türkiye’de yerel para birimi olan Türk Lirası, dolar karşısında 49,4200 lira alış ve 49,4300 lira satış seviyelerinden işlem görürken, euro ise 55,5000 TL bandında seyretti. Bu kur seviyeleri, iç piyasada yatırımcılar ve vatandaşlar tarafından yakından takip edilen güncel verileri yansıtmaktadır. Dış piyasalarda ise ABD dolar endeksinin (DXY) 101,82 seviyesinde sabit kaldığı gözlemlenmiştir. Bu durum, doların bir önceki hafta kayda değer bir düşüş yaşamasının ardından (yüzde 0,4’lük gerileme ile dört haftalık yükseliş serisinin sona ermesi) yatay bir seyir izlediğini göstermektedir.

Küresel çapta asya piyasalarında para birimleri yatay veya hafif yükselişle işlem gördü. Bu ortamda Çin yuanının performansı dikkat çekiciydi; Çin’in üçüncü çeyrek Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) verilerinin beklentilerin üzerinde gelmesiyle birlikte, yuan Temmuz 2022’den bu yana en güçlü seviyesine ulaştı. Onshore USD/CNY paritesi yüzde 0,1 düşüşle 6,6816 yuana gerilerken, offshore USD/CNH paritesi de dört yılın en düşük seviyelerine indi. Bu gelişme, Çin ekonomisinin üçüncü çeyrekte yıllık bazda yüzde 4,5 büyümesiyle desteklenmektedir. Ancak bu güçlü büyüme verisine rağmen Asya borsalarında hafif düşüşler kaydedilmiştir. MSCI Asya-Pasifik endeksi yaklaşık yüzde 0,3 gerilerken, Çin anakarasındaki hisse senetleri Shanghai Composite ve CSI 300 üzerinden önceki kayıplarını kısmen telafi etme eğilimi göstermiştir.
Avrupa piyasalarında ise euro’nun performansı jeopolitik riskler ve iç siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle zayıf seyretmiştir. Euro, Ukrayna’daki gerilimin tırmanması ve Fransa’da yayılan protestoların ülkenin mali görünümüne ilişkin endişeleri artırmasıyla dolar karşısında yüzde 0,5’e kadar değer kaybetmiştir. Euro, 1,1183 dolara kadar geriledikten sonra bir miktar toparlanarak 1,1226 dolar civarında işlem görmüştür. Fransa’da enerji ve yaşam maliyetlerine karşı düzenlenen protestolara 500 binden fazla kişinin katılması ve yaklaşık 2 bin 400 kişinin gözaltına alınması, Avrupa’nın finansal istikrar algısını etkileyen faktörler arasında yer almaktadır.
Faiz ve Merkez Bankası Dinamikleri
Merkez bankalarının politika beklentileri döviz kurlarındaki fiyatlamada kritik bir rol oynamaya devam etmektedir. ABD Federal Rezervi (Fed) bağlamında, Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamaları faiz beklentilerini frenlerken, altın vadeli işlemlerinin 4.200 doları aşması gibi gelişmeler yatırımcıların risk algısını şekillendirmektedir. Ancak aynı dönemde Fed’in hâlâ enflasyonun hızlanmaması durumunda faiz artırımı yapması gerekebileceğine dair görüşler de mevcuttur. Özellikle Fed yetkilisi Logan’ın temmuz toplantısı öncesi yaptığı faiz artırımı çağrısı, piyasalarda karışık bir sinyal oluşturmuştur. Jefferson’un da benzer şekilde enflasyonun yakın zamanda yumuşamaması durumunda faiz artırımı ihtimaline işaret etmesi, piyasa katılımcılarının Fed’in politika yol haritasını daha dikkatli okumasına neden olmaktadır.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) bağlamında ise farklı dinamikler söz konusudur. Euro Bölgesi’nde enflasyonun haziranda yüzde 2,8’e gerilemesi, ECB’nin politika kararlarını etkileyen temel makroekonomik göstergelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu enflasyondaki düşüş, euro’nun zayıf seyriyle birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa’daki talep tarafındaki yavaşlamanın da bir göstergesi olabilir. İngiltere Merkez Bankası ise Barclays gibi büyük bankaların düzenleyici sermaye gereksinimlerini azaltmak amacıyla likit olmayan özel kredi kredilerinin yanlış sınıflandırılıp sınıflandırılmadığını incelemektedir. Bu inceleme, bankacılık sektöründeki regülasyonların sıkılaştırılma eğilimini ve sistemin içsel risklerinin yönetimine yönelik artan dikkati yansıtmaktadır.
Merkez bankalarının faiz politikaları ile enflasyon verileri arasındaki ilişki, döviz kurlarındaki volatiliteyi doğrudan etkilemektedir. ABD dolar endeksindeki son duruş, Fed’in gelecekteki adımlarına dair belirsizliğin devam ettiğini göstermektedir. Doların haftalık kayıp sonrası sabit kalması, piyasaların yeni verileri fiyatlamaya çalıştığını ve ani yön değişimleri yerine daha temkinli bir yaklaşım benimsediğini işaret etmektedir. Altının 4.000 doların altına düşmesi ise petrol kaynaklı enflasyon endişelerinin Fed’i temkinli tuttuğunu, ancak aynı zamanda güvenli liman talebinin de piyasa dinamiklerinde etkili olduğunu göstermektedir.
Ana Pariteler ve TL
Türk Lirası’nın döviz kurlarındaki konumu, hem iç hem de dış faktörlerin birleşimiyle şekillenmektedir. 19 Ekim Pazartesi günü Dolar/TL paritesinde alış 49,4200 lira, satış ise 49,4300 lira seviyesinden işlem görmüştür. Euro/TL paritesi ise 55,5000 TL seviyesinde seyretmiştir. Bu kur seviyeleri, piyasadaki likidite koşullarını ve yatırımcı psikolojisini yansıtan önemli referans noktalarıdır. Döviz kurlarındaki hareketlilik devam ederken, vatandaşlar, iş insanları ve yatırımcılar dolar ve euro’daki son değişimleri yakından takip etmektedir.
Dış piyasalardaki gelişmelerin TL’ye dolaylı etkileri de bulunmaktadır. Çin’in güçlü ekonomik büyümesi (yüzde 4,5) ve yuanın güçlenmesi, küresel ticaret akışlarını ve emtia fiyatlarını etkileyerek dolaylı yoldan emerging market para birimlerine etki edebilir. Ancak bu dönemde Asya borsalarında hafif düşüşler yaşanması, risk iştahının sınırlı olduğunu göstermektedir. Fransa’daki protestoların euro’yu zayıflatması ve ABD dolar endeksinin 101,82 seviyesinde sabit kalması, TL’nin ana para birimleri karşısındaki değerini belirlemede dış faktörlerin hâlâ baskın olduğunu ortaya koymaktadır.
Bankacılık sektöründeki gelişmeler de döviz piyasalarıyla ilişkilidir. Axis Bank’ın hisse senedinin yüzde 3,7 düşerek 1.241,8 rupi seviyesine gerilemesi, Hindistan’daki bankacılık sektörünün operasyonel giderlerdeki artış ve karlılık beklentilerindeki karmaşık tablonun yansımalarıdır. Bu tür gelişmeler, küresel finansal sistemin bütünlüğünü izleyen yatırımcılar için önemli sinyallerdir. Nidec Corp’un muhasebe skandalı sonrası hisselerinin 10 yılın dibine inmesi ise kurumsal yönetim risklerinin piyasa değerlemesine nasıl yansıdığını göstermektedir. Bu tür olaylar, küresel piyasalarda güven algısını etkileyerek dolaylı olarak döviz akışlarını ve kurları da ilgilendiren bir ortam yaratmaktadır.
Risk Senaryoları
Döviz piyasalarında risk senaryoları jeopolitik gelişmeler, ekonomik verilerdeki sürprizler ve merkez bankası politikalarındaki değişimler etrafında şekillenmektedir. Ukrayna’daki gerilimin tırmanması ve Rusya ile ABD arasındaki diplomatik temaslar (Putin’in Trump’a teklif ettiği zirve görüşmesi gibi iddialar), Avrupa’nın jeopolitik risk primini artırmaktadır. Bu durum, euro’nun zayıflamasına ve doların güvenli liman statüsünün korunmasına katkıda bulunmaktadır. Fransa’daki şiddetli protestolar ise sadece siyasi bir kriz değil, aynı zamanda mali disiplin ve sosyal huzun bozulması açısından da risk unsuru olarak değerlendirilmektedir.
Ekonomik verilerdeki sürprizler de önemli risk faktörleridir. Çin’in GSYİH beklentileri aşması olumlu bir gelişme olsa da, Asya borsalarında düşüş yaşanması yatırımcıların büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği konusunda temkinli olduğunu göstermektedir. Yapay zeka finansmanı ve kârlılığına ilişkin endişeler, teknoloji hisselerini baskı altında tutarak küresel risk iştahını etkilemektedir. ABD’de enflasyon verilerindeki yumuşama ile Fed’in faiz artırımı beklentileri arasındaki gerilim de piyasalarda volatilite yaratmaya devam etmektedir.
Bankacılık sektöründeki regülasyon ve kurumsal yönetim sorunları da sistemik riskler oluşturabilir. İngiltere Merkez Bankası’nın Barclays’te yaptığı inceleme, bankaların sermaye yeterliliği ve risk yönetimi konularındaki hassasiyetini artırmaktadır. Axis Bank’taki karlılık beklentisi eksikliği ve Nidec’teki muhasebe skandalı ise şirket içi yönetimlerin piyasa güvenine olan etkisini göstermektedir. Bu tür olaylar, yatırımcıların portföylerini çeşitlendirme ve risk yönetimi konusunda daha dikkatli olma ihtiyacını doğurmaktadır.
Döviz Piyasalarında Kur ve Faiz Dengesi
Finansyum olarak, döviz piyasalarındaki mevcut durumu çok boyutlu bir perspektifle değerlendirmek gerekmektedir. 19 Ekim Pazartesi günü yaşanan gelişmeler, hem yerel hem de küresel düzeyde karmaşık bir tablo çizmektedir. Dolar/TL ve Euro/TL kurlarındaki hareketlilik, iç piyasadaki likidite koşulları ile dış faktörlerin etkileşiminin bir sonucudur. Yatırımcıların bu süreçte temel odak noktasının, merkez bankalarının politika beklentileri ve jeopolitik riskler olduğu görülmektedir.
Küresel piyasalarda dolar endeksinin sabit kalması ve euro’nun zayıflaması, TL’nin ana para birimleri karşısındaki değerini belirlemede dış faktörlerin hâlâ baskın olduğunu göstermektedir. Çin’in güçlü büyümesi ise emerging marketler için umut verici bir sinyal olsa da, Asya borsalarındaki düşüşler risk iştahının sınırlı olduğunu hatırlatmaktadır. Altının 4.000 doların altına düşmesi ve Fed’in faiz politikasına dair karışık sinyaller, yatırımcıların geleceğe yönelik belirsizlikleri daha iyi anlamaya çalıştığını göstermektedir.
Finansyum olarak, döviz piyasalarındaki gelişmeleri yakından takip etmekte ve bu verileri analiz ederek müşterilerimize güncel piyasa koşullarını yansıtan bilgiler sunmaktayız. Piyasaların volatilitesinin devam ettiği bir ortamda, yatırımcıların temel makroekonomik göstergeleri, merkez bankası açıklamalarını ve jeopolitik gelişmeleri dikkatle izlemelerinin önemli olduğu değerlendirilmektedir. Döviz kurlarındaki hareketler, sadece finansal piyasalarla sınırlı kalmayıp, genel ekonomik aktiviteyi de etkileyen dinamik bir yapıya sahiptir. Bu nedenle, piyasa katılımcılarının geniş bir perspektifle hareket etmeleri ve risk yönetimi ilkelerine bağlı kalmaları önem taşımaktadır.
Finansyum Analiz Ekibi
Kaynak: dunya.com