Finansyum Analizi: Geçen Haftanın Özeti
Geçen hafta küresel piyasalar, merkez bankalarının para politikası duruşundaki belirsizlikler ve jeopolitik risklerin yeniden tetiklediği enflasyon endişeleri arasında sıkışmış bir yapı sergiledi. Piyasa tezinin omurgasını, ABD’deki faiz artırımı beklentilerinin dalgalı seyri ile Avrupa’da enflasyondaki yavaşlama arasındaki politika ayrışması oluşturdu. Euro Bölgesi’nde Haziran ayı enflasyonunun yıllık yüzde 2,8’e gerilemesi, ECB’nin genişleme yolundaki temkinli duruşunu desteklerken, ABD tarafında Fed’in hâlâ faiz artırma ihtimali üzerine konuşan yetkililer ve özellikle Logan’ın Temmuz toplantısı öncesi sertleşme çağrıları, piyasalarda volatiliteyi canlı tuttu. Bu ikilem, dolar endeksinin haftalık bazda değer kaybetmesine neden olurken, ABD Hazine tahvil faizlerinin düşüşünü tetikledi; ancak jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte bu düşüş sınırlı kaldı.
Jeopolitik gelişmeler, özellikle Orta Doğu’daki gerilimlerin tırmanması ve İran ile ABD arasındaki müzakerelerde Hürmüz Boğazı’nın kısmen açılmasına yönelik umutların yanı sıra ekonomik izolasyon tehditleri, enerji fiyatlarını yukarı itti. Brent petrolün varil başına 95 dolar seviyelerini test etmesi ve haftalık bazda yüzde 6’ya yakın bir artış göstermesi, küresel enflasyon beklentilerini yeniden gündeme getirdi. Bu durum, tahvil piyasasında satış baskısını derinleştirerek ABD 10 yıllık tahvil faizinin Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyelere yaklaşmasına ve 30 yıllık tahvil faizinin 2007’den bu yana zirve yapmasına neden oldu. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, lojistik ve petrokimya sektörleri başta olmak üzere sanayi maliyetlerini doğrudan etkileyerek enflasyonist baskıyı besleyen bir döngü yarattı.
Emtia piyasalarında ise altın ve gümüşte belirgin bir ralli yaşandı. Yatırımcıların risk iştahını kaybetmesiyle birlikte güvenli liman arayışı altına yönlendi; ons altının 4.600 dolar seviyesinin üzerine çıkması, yurt içinde gram altının 7 bin lira sınırını aşarak dönemsel zirve yapmasını sağladı. Gümüş ise hem sanayi talebi beklentisi hem de değerli metal rüzgarıyla birlikte yüzde 4’ün üzerinde aylık kazanç kaydetti. Bakır ve diğer sanayi metalleri, Çin’in ekonomik verilerindeki toparlanma sinyalleri ve küresel büyüme umutlarıyla destek bulsa da, artan faiz maliyetleri ve güçlü doların geri dönüşü nedeniyle yükselişlerinde dirençle karşılaştı.
ABD borsalarında ise S&P 500’in son dönemde gösterdiği güçlenme, tahmin piyasalarında (prediction markets) 2026 yılı için endeksin 8.000 seviyesini aşma ihtimaline olan güveni artırdı. Ancak bu optimizm, yaz aylarında yapay zeka odaklı momentum hisselerinden kaynaklanan volatiliteyle gölgelendi. Yazılım sektöründe Datadog ve Figma gibi şirketlerin bilanço sonuçlarının beklentileri karşılamaması veya AI maliyetlerine dair uyarılar vermesi, sektördeki rotasyonun hızlandığını gösterdi.
Buna karşılık küçük değerli hisselerin (small caps) S&P 500 ve ‘Magnificent 7’ grubunu geride bırakarak sessizce performans göstermesi, piyasa genişliğinin derinleştiğine dair işaretler verdi. Türkiye açısından bakıldığında, Fed tutanaklarındaki faiz artırımı sinyalleri ve küresel risk iştahındaki dalgalanma, BIST 100 endeksinin 14 bin 500 puanı aşarak yukarı yönlü hareket etmesinde etkili oldu. Bankacılık sektörü olumlu etkilenirken, borçlu şirketler ve otomotiv gibi dışa bağımlı sektörler maliyet artışlarından rahatsızlık duydu.
BIST ve Sektörler
Borsa İstanbul (BIST), geçen hafta küresel risk iştahındaki iyileşme ve yerli likidite koşullarının desteğiyle 14 bin 500 puanın üzerine çıkarak önemli bir psikolojik seviyeyi aştı. Bu hareketin arkasında, Fed’in para politikasındaki belirsizliğe rağmen Türkiye’nin bağımsız faiz politikası ve yüksek reel getiri avantajının korunduğu algısı yatıyor. Ancak BIST’teki yükselişin sürdürülebilirliği, küresel emtia fiyatlarındaki (özellikle petrol) dalgalanmalar ve iç talep verilerindeki netlik ile doğrudan ilişkili.
Bankacılık sektörü, geçen haftanın en güçlü performans gösteren alanlarından biri oldu. Fed tutanaklarında “birkaç” üyenin faiz artırımı savunduğu bilgisi, küresel faizlerin yüksek kalma ihtimalini güçlendirirken, bu durum Türkiye’de bankaların net faiz marjlarını (NIM) korumasına veya genişletmesine olanak tanıyan bir ortam yarattı. Yüksek faiz ortamında mevduat akışının devam etmesi ve kredi büyümesinin reel ekonomiye yansıması, bankaların kârlılık beklentilerini destekledi. Ayrıca, USD/TRY kurundaki dalgalanmaların yarattığı döviz pozisyonu avantajları da bilançolara olumlu yansıyor. Ancak, faiz artışı senaryolarının güçlenmesi, gelecekteki kredi talebinin soğumasına ve borçlu şirketlerin finansman maliyetlerinin daha da artmasına neden olabilir; bu durum bankaların kredili portföy kalitesi risklerini (NPL) artırabilir.
Gayrimenkul sektörü ise faiz artış beklentileri nedeniyle baskı altında kaldı. Konut fiyatlarındaki yükseklik ve kredi maliyetlerindeki yükseliş, talebi kısıtlamaya devam ediyor. Fed’in sıkılaştırıcı duruşu veya ECB’nin beklenenden daha geç gevşemesi, küresel sermaye akışlarını gelişmekte olan piyasalardan çekilmesine neden olabilir; bu da gayrimenkul yatırımlarının finansman maliyetlerini artırarak sektörün büyüme potansiyelini zayıflatır.
Otomotiv ve borçlu şirketler grubu, artan enerji fiyatları ve küresel tedarik zinciri riskleri nedeniyle zorlu bir dönem geçiriyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, ithal hammaddelerin maliyetlerini artırarak üretici marjlarını eritiyor. Özellikle otomotivde, hammadde ve lojistik maliyetlerindeki artışın fiyatlara yansıtılamaması durumunda kârlılık baskılanabilir. Ayrıca, küresel ticaret savaşları veya tarife riskleri, ihracat odaklı şirketlerin rekabet gücünü zayıflatabilir. Borçlu şirketler ise hem iç hem de dış borçlanma maliyetlerindeki yükselişten doğrudan etkileniyor; faiz oranlarının yukarı yönlü hareketi, faiz giderlerini artırarak net kârlılığı baskılıyor.
Teknoloji ve yazılım hisseleri BIST’te sınırlı bir etki yaratırken, küresel rotasyonun yerel piyasaya yansıması daha çok sanayi ve tüketim sektörlerinde görüldü. Yapay zeka yatırımlarının getirdiği verimlilik beklentileri uzun vadede sektörel dönüşümü hızlandırsa da, kısa vadeli bilanço şokları (Datadog/Figma örneğindeki gibi) küresel teknoloji hisselerinde volatiliteyi artırarak yerli yatırımcıyı temkinli tutuyor.
Küresel Piyasalar
Küreson piyasalarda ana tez, “enflasyonun direnci” ve “merkez bankası politikalarının gecikmeli etkisi” etrafında şekilleniyor. ABD’de S&P 500’in son rallisi, tahmin piyasalarında 2026 için 8.000 seviyesine yönelik iyimser senaryoları beslerken, bu optimizmin altında yatan varsayımlar ciddi testlere tabi tutuluyor. Yaz aylarında yapay zeka hisselerinden kaynaklanan volatilite, piyasanın genişlemesini (breadth) artıran küçük değerli hisselerin performansı ile dengelenmeye çalışıldı. Ancak, ABD Hazine tahvil faizlerinin yükselişi ve dolar endeksinin haftalık kaybetmesine rağmen jeopolitik riskler nedeniyle sınırlı kalması, yatırımcıların “risk-off” (riskten kaçınma) moduna geçişini kolaylaştırdı.
Avrupa borsalarında Euro Stoxx 50 ve DAX, ECB’nin enflasyon verilerindeki iyileşme sinyallerine (Haziran’da yüzde 2,8) tepki olarak pozitif bir seyir izledi. Ancak, ABD ile Avrupa arasındaki politika ayrışması (Fed’in sıkı duruşu vs. ECB’nin temkinli gevşemesi), EUR/USD paritesinde dalgalanmalara neden oldu. UBS gibi kurumlar bu ayrışmayı fiyatlamaya devam ederken, yatırımcılar ECB’nin ne zaman ve nasıl bir adım atacağına dair netlik bekliyor. FTSE 100 ise enerji ve maden hisselerindeki güçlenmeden fayda sağladı; özellikle petrol fiyatlarındaki artış, İngiliz borsasındaki enerji devlerinin kârlılığını destekledi.
Asya piyasalarında Japonya’da çekirdek enflasyonun artması, BOJ’un faiz artırımı ihtimalini gündeme getirdi. Bu durum, Japon yeninin değer kazanmasına ve carry trade stratejilerinin yeniden değerlendirilmesine neden oldu. Apollo Global Management’in belirttiği gibi, ABD-Japon faiz farkı artık tek belirleyici faktör değil; jeopolitik riskler ve ticaret politikaları (özellikle 2025’teki tarife uygulamalarının etkileri) döviz kurlarını daha volatil hale getirdi. Çin’de ise ekonomik verilerdeki toparlanma sinyalleri, sanayi metallerine olan talebi desteklemeye devam ediyor ancak büyüme hızındaki yavaşlama endişeleri fiyatlamayı sınırlıyor.
Kripto para piyasalarında Bitcoin ve Ethereum, risk iştahındaki iyileşmeye paralel olarak yukarı yönlü hareket etti. İran ile ABD arasındaki müzakerelerde Hürmüz Boğazı’nın kısmen açılmasına yönelik umutlar, riskli varlıklara olan ilgiyi artırdı. Ancak, bu yükselişin sürdürülebilirliği, küresel likidite koşullarına ve merkez bankalarının para politikasına bağlı olarak değişkenlik gösterecek.
Makro ve Jeopolitik Gelişmeler
Makroekonomik ortamda en kritik gelişme, ABD’deki enflasyon verilerindeki yavaşlama ile Fed’in hala faiz artırma ihtimali üzerine konuşan yetkilileri arasındaki tezatlık oldu. Bu durum, piyasalarda “daha uzun süre yüksek faiz” (higher for longer) senaryosunun güçlenmesine neden olurken, aynı zamanda bir sonraki toplantıda sürpriz bir sıkılaştırma riskini de masaya koydu. Fed’in Logan’ın temmuz toplantısı öncesi sertleşme çağrıları, piyasa beklentilerini yukarı yönlü revize etti. Ancak, ABD Hazine tahvil faizlerinin düşüşü (faiz artırım ihtimali azalınca) ve dolar endeksinin haftalık kaybetmesi, bu senaryoya karşı bir denge mekanizması işledi.
Jeopolitik riskler ise enflasyonun ana motoru olmaya devam ediyor. Orta Doğu’daki gerilimlerin tırmanması, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği konusunda endişeleri artırarak petrol fiyatlarını yukarı itti. Petrolün varil başına 95 dolar seviyelerini test etmesi ve haftalık bazda yüzde 6’lık artışı, küresel enflasyon beklentilerini yeniden tetikledi. Bu durum, sadece enerji sektörünü değil; lojistik, petrokimya ve havacılık gibi maliyet odaklı sektörleri doğrudan etkiliyor. Ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik ekonomik izolasyon tehditleri, ticaret rotalarında kopmalara ve tedarik zincirlerinde aksaklıklara yol açabilir. Bu tür bir senaryo, küresel büyüme tahminlerini aşağı çekebilir ve stagflasyon riskini artırabilir.
İsviçre Merkez Bankası (SNB) üyesi Petra Tschudin’in yapay zekanın kısa vadede enflasyonu artırabileceği yönündeki açıklamaları da dikkat çekici. AI yatırımlarının çip kıtlığına ve kaynak rekabetine neden olması, fiyatları yukarı itebilir. Uzun vadede verimlilik artışı enflasyonu düşürse de, kısa vadeli şoklar merkez bankalarını daha temkinli bir politika izlemeye zorlayabilir.
Japonya’da çekirdek enflasyonun artması ve BOJ’un faiz artırımı ihtimalinin güçlenmesi, Asya’daki para politikası dengelerini değiştiriyor. Bu durum, carry trade’in son bulmasına ve sermaye akışlarının yeniden yönlendirilmesine neden olabilir. Türkiye için bu gelişme, TL’nin değerinde dalgalanmalara yol açabilir; özellikle yabancı yatırımcıların risk iştahındaki değişimi, BIST’teki yabancı akışlarını etkileyebilir.
Yeni Haftanın Gündemi
Yeni hafta, Türkiye ve küresel piyasalar için kritik verilerin açıklanacağı bir dönem olacak. Türkiye’de 28 Ağustos’ta Dış Ticaret İstatistikleri (Temmuz) ve Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (HÜFE – Temmuz) açıklanacak. Bu veriler, cari açığın seyri ve iç talebin dinamikleri hakkında net bir resim çizecek. Özellikle dış ticarette ihracatın büyüme hızı ve ithalatın enerji fiyatlarına duyarlılığı, TL’nin temelinde önemli ipuçları verebilir. HÜFE’deki artış oranı ise enflasyon beklentilerinin hala yüksek kalıp kalmadığını gösterecek; bu da TCMB’nin gelecek adımlarına dair piyasa algısını şekillendirecek.
Ayrıca, 28 Ağustos’ta Gösterge Niteliğindeki Merkez Bankası Kurları ve Perakende Ödeme Sistemi (PÖS) işlemleri gibi likidite göstergeleri de takip edilecek. Bu veriler, bankacılık sistemindeki para akışının yönünü ve hızını anlamak için kritik öneme sahip.
Küresel piyasalarda ise ABD’de tüketici güven endeksleri ve perakende satış verileri öne çıkıyor. Bu verilerin zayıf gelmesi, Fed’in faiz artırma ihtimalini azaltabilir; ancak güçlü gelmesi ise enflasyon korkularını yeniden canlandırabilir. Avrupa’da ise ECB yetkililerinin açıklamaları ve Almanya gibi büyük ekonomilerden gelen büyüme verileri, Euro Bölgesi’nin ekonomik görünümünü netleştirecek.
Jeopolitik gelişmelerde de Hürmüz Boğazı’ndaki müzakerelerin seyri ve ABD-İran arasındaki diyalogun ilerlemesi, enerji fiyatlarını belirleyecek ana faktörler olmaya devam edecek. Herhangi bir olumsuz sürpriz, petrol fiyatlarında yeni zirvelere yol açabilir; bu da küresel enflasyon beklentilerini yukarı iter ve merkez bankalarını daha sıkı duruşa itebilir.
Riskler ve Fırsatlar
Riskler açısından en büyük tehdit, jeopolitik gerilimlerin beklenenden şiddetli bir şekilde tırmanması ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması veya kısmen engellenmesi senaryosu. Bu durum, petrol fiyatlarını 100 dolar üzerindeki kritik seviyelere taşıyabilir; bu da küresel büyüme tahminlerini aşağı çekerken, enflasyonu yukarı iter. Böyle bir stagflasyon senaryosunda merkez bankaları zorlu bir denge kurmakla yükümlü kalır: Enflasyonla mücadele için sıkılaşmak büyümeyi daha da yavaşlatırken, büyüme için gevşemek enflasyonu kontrol edilemez hale getirebilir. Bu ortamda hisse senedi piyasalarında volatilite artar ve risk iştahı ciddi şekilde zayıflar.
Diğer bir risk faktörü ise ABD’deki faiz artırımı beklentilerinin güçlenmesi. Fed’in Logan’ın çağrıları gibi sertleşme sinyalleri, tahvil faizlerini yukarı iterken dolar endeksinin güçlenmesine neden olabilir. Bu durum, gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışlarına yol açabilir; BIST’teki yabancı akışlarını olumsuz etkileyerek kur baskısını artırır ve enflasyonist döngüyü tetikler.
Fırsatlar açısından ise, jeopolitik risklerin fiyatlandığı bir ortamda enerji ve maden sektörleri öne çıkıyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, enerji şirketlerinin kârlılığını desteklerken; altın ve gümüş gibi değerli metaller de güvenli liman talebiyle güçlü kalabilir. Özellikle gümüşün sanayi talebi ile birlikte değerli metal rüzgarından faydalanması, bu sektördeki hisseler için fırsat alanı oluşturuyor.
Ayrıca, küçük değerli hisselerin (small caps) S&P 500’ü geride bırakması gibi bir rotasyonun devam etmesi, piyasa genişliğinin derinleştiğine işaret ediyor. Bu durum, özellikle düşük fiyat/defter değeri ve güçlü nakit akışına sahip şirketlerde fırsatlar yaratabilir. Türkiye’de ise bankacılık sektörü, yüksek faiz ortamında net faiz marjlarını koruma potansiyeli nedeniyle dikkat çekici bir seçenek olabilir; ancak kredi kalitesi riskleri göz ardı edilmemeli.
Son olarak, yapay zeka yatırımlarının uzun vadeli verimlilik artışı sağlama potansiyeli, teknoloji sektöründe yapısal fırsatlar yaratıyor. Kısa vadeli volatiliteye rağmen, AI altyapısı ve yazılım çözümleri sunan şirketler, orta-uzun vadede büyüme hikayesini sürdürmeye devam edebilir. Ancak bu yatırımların başarısı, şirketlerin kârlılık hedeflerine ulaşma kapasitesine bağlı olacak; Datadog ve Figma örneğindeki gibi maliyet kontrolleri hayati önem taşıyor.
Finansyum Haftalık Görünümü
Finansyum’un haftalık görünümünde, küresel piyasaların “enflasyon direnci” ve “jeopolitik risk” arasında sıkıştığı bir dengede olduğu vurgulanıyor. Fed’in para politikasındaki belirsizlik ve ECB’nin temkinli duruşu, dolar endeksinde dalgalanmalara neden olurken; jeopolitik gerilimler enerji fiyatlarını yukarı iterek enflasyon beklentilerini canlı tutuyor. Bu ortamda yatırımcıların dikkatini, merkez bankalarının gelecek adımlarına ve jeopolitik gelişmelerin ticaret rotalarına etkisine vermesi gerekiyor.
Türkiye açısından BIST 100 endeksinin 14 bin 500 puanın üzerindeki seyri, yerli likidite koşullarının ve bağımsız faiz politikasının desteğiyle sürdürülebilir görünüyor. Ancak, küresel risk iştahındaki olası bir bozulma veya petrol fiyatlarındaki ani artışlar, BIST’te volatiliteyi artırabilir. Bankacılık sektörü güçlü duruşunu korurken; borçlu şirketler ve dışa bağımlı sanayi sektörleri maliyet baskılarına karşı dikkatli olmalı.
Emtia piyasalarında altın ve gümüşte yükseliş trendinin devam etmesi bekleniyor; özellikle jeopolitik risklerin artması, değerli metalleri desteklemeye devam edecek. Petrol fiyatlarındaki volatilite ise yatırımcıların portföylerinde enerji hisselerine ağırlık vermesini veya hediye hedging stratejileri izlemesini gerektirebilir.
Yeni haftada Türkiye’de açıklanacak Dış Ticaret ve HÜFE verileri, iç ekonominin dinamiklerini netleştirecek; küresel piyasalarda ise ABD tüketici verileri Fed’in politika beklentilerini şekillendirecek. Yatırımcıların bu verilere tepkisi, piyasa yönünü belirleyecek ana faktörler olacak. Genel olarak, risk iştahının sınırlı olduğu bir ortamda, kalite ve değer odaklı stratejiler öne çıkıyor; ancak jeopolitik gelişmelerdeki ani değişimler, tüm senaryoları yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.
—
Finansyum Analiz Ekibi
Gelecek Haftanın Ekonomik Takvimi
| Saat | Ülke | Gösterge | Öncelik | Açıklanan | Beklenen | Önceki |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 09:45 | Fransa | Enflasyon Oranı (Yıllık) (Öncü) |
| - | - | - |
| 10:00 | Türkiye | Dış Ticaret Dengesi (Final) |
| - | -7,4 | -10,37 |
| 15:30 | Kanada | GSYH Büyüme Oranı (Yıllıklandırılmış) |
| - | - | %-0,1 |
| 08:00 | Japonya | Tüketici Güveni |
| - | - | 34,9 |
| 15:30 | ABD | Kişisel Gelir (Aylık) |
| - | - | 0,2 |
| 15:30 | ABD | Dayanıklı Mal Siparişleri (Aylık) |
| - | - | 0,3 |
| 15:30 | Kanada | GSYH Büyüme Oranı (Çeyreklik) |
| - | - | %0 |
| 15:30 | ABD | Çekirdek PCE Deflatör (Aylık) |
| - | - | 0,1 |
| 15:30 | ABD | Kişisel Harcamalar (Aylık) |
| - | - | 0,3 |
| 15:30 | ABD | GSYH Büyüme Oranı (Çeyreklik) (2. Tahmin) |
| - | %1,5 | %2,1 |
| 11:00 | Almanya | Ifo İş Dünyası Güven Endeksi |
| - | - | 86,6 |
| 04:30 | Avustralya | RBA Toplantı Tutanakları |
| - | - | - |
| 23:30 | ABD | API Ham Petrol Stok Değişimi |
| - | - | - |
| 23:00 | ABD | Fed Barkin Konuşması |
| - | - | - |
| 08:00 | Avustralya | RBA Jacobs Konuşması |
| - | - | - |
| 15:30 | ABD | Kurumsal Kârlar (Çeyreklik) (Öncü) |
| - | - | - |
| 18:45 | ABD | Fed Barkin Konuşması |
| - | - | - |
| 17:30 | ABD | EIA Benzin Stokları Değişimi |
| - | - | - |
| 07:00 | Avustralya | RBA Jacobs Konuşması |
| - | - | - |
| 03:00 | Türkiye | Zafer Günü |
| - | - | - |
| 15:30 | ABD | GSYH Deflatör (Çeyreklik) (2. Tahmin) |
| - | %6,3 | %3,6 |
| 09:45 | Fransa | Tüketici Güveni |
| - | - | 86 |
| 00:00 | Güney Kore | Tüketici Güveni |
| - | - | 106,8 |
| 15:30 | ABD | Chicago Fed Ulusal Aktivite Endeksi |
| - | - | -0,02 |
| 16:00 | ABD | S&P/Case-Shiller Konut Fiyatları (Yıllık) |
| - | - | %1,6 |
İlgili Finansyum kategorisi: Haftalık Analizler
Dış veri takibi: küresel piyasa verileri
