Ne Oldu?
Küresel piyasalarda baskın tema, Orta Doğu’daki askeri gerilimin tırmanmasıyla birlikte enerji emtialarında yaşanan sert yükseliş ve ABD’nin Kanada ile olan ticaret savaşının derinleşmesi etrafında şekilleniyor. Hürmüz Boğazı’ndaki ABD-İran çatışması ve İsrail-Lübnan sınırındaki şiddetli hava operasyonları, petrol fiyatlarını altı haftanın zirvesine taşıdı. Bu jeopolitik riskler, küresel arz endişelerini yeniden gündeme getirirken, aynı anda Trump yönetiminin Bombardier’a yönelik yerel üretim şartı ve ABD’nin rafine bakır ithalatına uygulayabileceği gümrük vergisi beklentileri, ticaret korumacılığının emtialara etkisini güçlendiriyor.
Diğer yandan, ABD’deki güçlü istihdam verileri Federal Rezerv’in faiz artırımı beklentilerini canlandırarak doları destekledi ve altın fiyatlarında gerilemeye neden oldu. Bu durum, risk iştahını zayıflatan jeopolitik faktörlerle çelişkili bir sinyal üretiyor; yani güvenli liman arayışı altından ziyade dolara kayıyor. Almanya’daki aşırı sağcı partinin eyalet seçimlerindeki başarısı ise Avrupa’nın siyasi istikrarı konusunda yeni soru işaretleri açarken, küresel enflasyon ve faiz politikalarının seyrini etkileyebilecek bir belirsizlik unsuru olarak izlenmeye devam ediyor.
Piyasa Ne Fiyatlıyor?
Piyasalar şu anda iki ana eksen üzerinde fiyatlanma yapıyor: Birincisi fiziksel arz kısıtı riski, ikincisi ise yapay ticaret engelleri. Petrolün altı haftalık zirvesine çıkması ve bakırın 14 bin 500 dolar seviyesini aşarak tarihi rekor kırması, yatırımcıların hem jeopolitik şoklara hem de ABD’nin ithalat politikalarına karşı “arz daralması” senaryosunu önceliklendirdiğini gösteriyor. Özellikle bakır fiyatlarındaki yükselişte, küresel stokların büyük bölümünün ABD’de toplanması nedeniyle kısa vadeli erişilebilir arzın kısıtlı olduğu ve bu durumun short pozisyonluları zorladığı belirtiliyor. Bu, emtiaların sadece talepten değil, lojistik ve politik engellerden de etkilendiğini ortaya koyuyor.
Altın piyasasında ise çelişkili bir dinamik hakim. Güçlü istihdam verileri Fed’in sıkı para politikasını desteklerken altını geride bıraktı; ancak Hürmüz Boğazı’ndaki çatışma ve Lübnan’daki şiddetli saldırılar, altının uzun vadeli güvenli liman talebini tamamen ortadan kaldırmadı. Gümüşte 65 dolar desteği gibi teknik seviyelerin kritik hale gelmesi, yatırımcıların kısa vadede kar realizasyonu yaparken orta vadedeki jeopolitik risklere karşı tedbirli durduğunu işaret ediyor. Dolayısıyla piyasa, “daha yüksek faiz” ve “daha yüksek jeopolitik risk” arasında sıkışmış durumda; bu da volatiliteyi artırıyor.
Türkiye ve BIST Etkisi
Türkiye için bu gelişmeler doğrudan enflasyon ve cari denge kanallarından etki yaratıyor. Petrol fiyatlarındaki altı haftalık zirve, ithal enerji maliyetlerini yukarı çekerek TÜFE baskısını sürdürme riski taşıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, Türkiye’nin de doğrudan maruz olduğu bir lojistik güzergah olduğundan, deniz ticareti ve sigorta maliyetlerinde ani artışlar yaşanabilir; bu da nakliye sektörünü olumsuz etkilerken genel fiyatlamayı yukarı iter.
Bakırın rekor seviyeleri, Türkiye’nin sanayi hammaddesi ithalat maliyetlerini artırarak imalat sanayinin kârlılık marjlarını sıkıştırıyor. ABD’nin bakıra uygulayabileceği gümrük vergileri beklentisi, küresel tedarik zincirinde yeniden düzenlemelere yol açabilir; bu da Türkiye gibi üçüncü ülke üreticilerinin rekabetçi fiyat avantajını geçici olarak zayıflatabilir veya tersine, ABD pazarına alternatif arz sağlayıcı konumunu güçlendirebilir.
Doların Fed beklentileriyle güçlenmesi ve altının gerilemesi, Türk Lirası’ndaki kur dinamiklerini karmaşıklaştırıyor. Dolar endeksindeki yükseliş genellikle gelişmekte olan ülke para birimlerine karşı baskı oluştururken, jeopolitik risklerin artması yerel yatırımcılarda “risk off” (riskten kaçış) davranışı tetikleyebilir. BIST’te ise enerji ve metal sektörleri hem maliyet şoku hem de küresel talep endişesi nedeniyle kararsız bir seyir izlerken, turizm ve dışa açık hizmet sektörleri güçlü dolar kuru karşısında geçici olarak avantajlı konumda kalabilir ancak jeopolitik riskin genişlemesi turist akışını uzun vadede olumsuz etkileyebilir.
Riskler ve Karşı Senaryo
Ana senaryoda jeopolitik gerilimin sınırlı tutulması durumunda emtia fiyatlarında düzeltme gelebilir; ancak bu durumda ABD’nin ticaret savaşının derinleşmesi (özellikle Kanada ile olan gerginlikte 20 milyar dolarlık karşılık tedbirler ve Bombardier örneğindeki gibi sektörel engeller) küresel büyüme endişelerini artırarak riskli varlıklara baskı yapabilir. Karşı senaryo ise Hürmüz Boğazı’nda tam bir kapanış veya genişleyen bölgesel savaş olmasıdır.
Bu durumda petrol fiyatları kontrolsüz yükselişe geçebilir, küresel tedarik zincirleri felç olabilir ve altın gibi saf güvenli liman varlıkları doların gücüne rağmen sert değer kazanabilir. Ayrıca Almanya’daki siyasi belirsizliğin AB bütçe politikalarını etkilemesi, Avrupa’nın enerji altyapısına olan güvenini sarsarak Türkiye’ye yönelik doğrudan enerji akışlarında gecikmelere yol açabilir.
Finansyum Sonucu
Piyasalar şu anda “enflasyonist şok” (emtia fiyatları) ve “büyüme korkusu” (ticaret savaşları/geopolitics) arasında bir ikilem yaşıyor. Yatırımcıların dikkat etmesi gereken kritik nokta, jeopolitik risklerin emtiaları yukarı iterken, ABD’nin ticari engellerinin küresel talebi zayıflatma potansiyelidir. Türkiye açısından en büyük risk, petrol ve bakır gibi hammaddelerin fiyat artışlarının yerel enflasyona yansıması ve doların Fed destekli güçlenmesinin kur baskısını sürdürmesidir. Bu ortamda portföylerdeki likidite oranının korunması ve emtia kaynaklı maliyet şoklarına karşı hedge (korunma) stratejilerinin gözden geçirilmesi, jeopolitik belirsizliklerin derinleşmesi durumunda piyasa oynaklığına karşı daha dirençli olunmasını sağlayacaktır.
